Bizleri bölmek ve parçalamak, bizlerden kar sağlamak için tarihin sahnesinde hep egemen bir sınıf vardı.

Günümüzde TV ekranlarının karşısına kilitleyerek insanları kendine bağımlı birer kronik hasta haline getiren futbolun kökeni konusunda çeşitli görüşler vardır.
Bunlardan ilki, Roma ordusunda savaşa giden lejyonerlerin karavanalarında her gün çıkan lahanaya karşı tepkilerini göstermek için lahanaları tekmelemeleri, sonra bunu sevip oyun haline getirmeleri gösterildiği gibi diğeri de Çin ordusunda askerlerin stratejik yeteneklerini geliştirmek için oynanan bir oyun olduğudur. İmparator, askerlerin savaş eğitimlerini bir yere bırakıp tamamen bu oyuna yönelmesinden pek hoşlanmamış olacak ki kendisinin bu oyunu yasakladığı da iddia edilmektedir.
Tarihsel kökeni bir yana 11 kişiyle oynanan günümüzdeki modern futbolun ilk kuralları Cambridge Üniversitesi’nde şekillenmeye başlamıştır.
Ancak emekçi kitleler için futbolda ‘ilk 11’ diye bir şey olmamış, bu spor 200-300 kişiyle bile oynanmıştır. Sanayileşmenin başlamasıyla da toprak sahipleri arazilerini çitlerle çevirmişler fakat insanlar gene de çitleri aşarak bu oyunu oynamaya devam etmişlerdir. Bu ihtilaf insanlar ve toprak sahipleriyle zaman zaman çatışmaya dönüşmüştür. Tabi çatışmalardan genellikle toprak sahipleri galip çıkmıştır. Mekan bulamayan işçiler günde 18 saat çalışmak zorunda kalınca da sahadaki yerlerini kesinkes profesyonellere bırakmışlardır.
İşçiler bu oyunu oynayamamaktadırlar ama o kadar sevmiş olacaklar ki bu sporu profesyonel olarak oynayan futbolcuları izlemeye başlamışlardır.
İşte her şey bu andan sonra başlayacak; futbolun gücü bundan sonra keşfedilecektir.
Futbolda profesyonelleşmenin kökenleri ile seyirciliğin oluşumu arasında ciddi bir ilişki bulunmaktadır.
Kitleler oyunun gerçek bir bileşeni olarak sahada değil, saha kenarındaki tribünlerde yerlerini alırlar. Tribünler ve saha arasında zaman zaman “şiddet”lenen, gerilimli bir ilişki gelişmiştir. Sahada oyuncu olarak, oyunun öznesi olma ihtimali kalmamıştır. Sahadaki oyuncular artık dudak uçuklatan paralar karşılığı yeteneğini satan “özel” kişilerdir.
Futbol sanayileşme öncesi bahsi geçen sekilde 200-300 kişiyle bile oynanabiliyordu. Bu durum insanların çok çabuk organize olmalarını sağlıyor, oyunun dışında da bu organize olabilme durumu arazi sahiplerine de yönelebiliyor ve çok kolay biçimde çatışmalar örgütlenebiliyordu. Emekçi kitlelerin bu yeteneği profesyonelleşmeyle birlikte edilgen bir hal almış, oyunun bizzat içinde olmayan insanlar karşı takım taraftarlarına, hatta milli maçlarda diğer uluslardan insanlara karşı tepki geliştirmişlerdir. Sanki savaştaymışçasına diğer ulustan taraftarlara düşman gözüyle bakmışlardır.
Bu durumun en çarpıcı örneğini aynı iş kolunda çalışan fabrika takımlarındaki işçilerin birbirlerini düşman görüp kendi fabrikalarıyla özdeşim kurmaları ve kendilerini bunla bütünleştirmeleri oluşturur.
Bu edilgenleşme taraftarlara dayatılan kurallarla da pekişmiştir. Taraftarların nasıl davranacağı, hangi düzende duracakları hatta ‘’oturacakları’’ dayatılmaktadır. Buna uymayanlarsa en sonunda holiganizm suçlamasıyla karşı karşıya kalacaklardır. Real Madrid taraftarlarında görülür; bilet fiyatlarının artmasıyla ateşli taraftarlarının yerini numaralı koltuklarında oturan sakin elit seyirci-hadi taraftar diyelim…- almıştır. Bu müşterileştirme hali, profesyonelleşmeyle birlikte gelen taraftar-futbolcu yabancılaşması gibi taraftarların birbirleriyle yabancılaşmasına da hizmet etmektedir.
Burada yaratılmak istenilen, kolektif dayanışmacı birliktelik duygusuyla insanların kendini gerçekleştirme isteğinden çok şifreli TV’lere hapsedilmiş, tek başına sadece zaman geçirme ve eğlence olarak algılanması gereken bir faaliyete dönüştürmektir futbolu. Sevinmek ve üzülmek bile parasal bir değerle ölçülmelidir, kara dönüşmelidir.
Artık takım seyircilerinin pankartları yerine reklam tabelaları tercih ediliyor. Yer olmamasından kaynaklı olarak da pankartların reklam panolarının üzerine asılmasına izin vermeyen takım yöneticileriyle seyirciler arasında zaman zaman gerginliklerin çıkıyor. Ayrıca bu endüstrileşme,daha doğrusu kapitalistleşme, akımı VİP alanlarının oluşmasını da geciktirmemiş; sıradan seyirciyle zengin iş adamları ayrılmış, maçı VİP ten izleyen iş adamlarının gözünde futbolcular sanki Roma arenalarında dövüşen gladyatörlere dönüşmüşlerdir.
Gladyatörlere, kölelere, çitlerin olmadığı bir dünyada futbol oynamak isteyen emekçilere, yani kendimize soralım şu soruyu: Sömürü düzeninin futbolunu tarihin çöplüğüne şutlamamızın zamanı gelmedi mi?
Kaynak: komunarca.org
Yorum Ekle