KAPAT

Parolamı unuttum »

KAPAT

(En az 4 karakter)

(Üyelik onayı bu adrese gönderilecektir.)


(En az 6 karakter)

Metni Büyüt Metni Küçült
24 Mart 2010

İsmail, Kadir, Fikret ... Sıradaki ben olmak istemiyorum

Neden baharın ilk gününde, güneşin içimizi ısıttığı, gökyüzünün maviliğinde umutlarımızın yeniden yeşerdiği bir günde intihar eder?
Fikret Ercan 24 yaşında. Ataması yapılmadığı için Bursa'da bir okulda vekil öğretmenlik yapıyordu. Tıpkı 300 bin işsiz öğretmenden biri gibi.

Fikret öğretmen, girdiği KPSS'de atanmak için 'yeterli' puanı alamamış ve tekrar hazırlanmak zorunda kalmıştı. Ancak yaşamış olduklarına dayanamadı, “Artık yoruldum. Yaşamış olsam bile yine başarılı olamayacaktım” dedi ve intihar etti.

Yorulmak! Sizce 24 yaşında, gencecik bir öğretmen neden yorulur?

Neden 'başarısız' olduğunu düşünür?

Neden baharın ilk gününde, güneşin içimizi ısıttığı, gökyüzünün maviliğinde umutlarımızın yeniden yeşerdiği bir günde intihar eder?

Neden umutları tükenir insanın?

Hiç düşündünüz mü?

Bugün gazete sayfalarında Fikret öğretmenin ölüm haberi “KPSS'den başarısız olan öğretmen”, “Atanamayan öğretmen” diye verildi. Suçlu yine Fikret öğretmen oldu. Kimse KPSS'yi, Fikret öğretmeni intihara sürükleyen işsizliği taşımadı başlıklarına. Kimse yüzbinlerce öğretmen açığına rağmen işsiz bırakılarak intiharlara sürüklenen öğretmenleri yazmadı. Kimse geleceğe dair belirsizliğin yaratmış olduğu bunalımı yazmadı.

"Kimsenin şüphesi yok: Suçlu KPSS'yi kazanamayan öğretmenler!"

Fikret öğretmen gibi intihar eden diğer 12 öğretmen de tıpkı rekabet sistemin onlara içselleştirdiği gibi suçu kendilerinde aradıkları için intihar ettiler. İtildikleri yalnızlığı dahi paylaşacakları kimseleri olmadığı için intihara sürüklendiler. 'Başarısız' kabul edildikleri, “öğretmen bile” olamadıkları, yıllarca verdikleri emeğin karşılığında koca bir “HİÇ” aldıkları için yaşamayı değersiz buldular.

Hayalleri ellerinden alındığı için “Artık yoruldum” diyerek veda ettiler sevdiklerine.

Oysa her biri henüz 20'li yaşlarında, hayatlarının en verimli, en güzel dönemlerindeydiler. Belki aşkı yeni tatmış, geleceğe dair planlar yapmışlardı. Öğrencilerine kavuşacakları günün hayali ile dalmışlardı belki de uykularına her biri, tıpkı 300 bin işsiz öğretmen gibi...

13 öğretmen bir daha uyanmamak, bir daha KPSS ile boğuşmamak, bir daha işsizlik kaygısı taşımamak, bir daha başarısız kılınmamak için sonsuzluğa daldılar. Çünkü umutları tükenmiş, tutunacakları dal kalmamıştı.

Sırada hangimiz var!

Yeni gün umutları değil ölüm haberlerini getiriyor. Getirmeye de devam edecek. İşsizlik ve rekabet bir pençe gibi sarmış heryanımızı. Ölüm kusuyor, açlık, yoksulluk, sefalet, cehalet kusuyor. Biz yaşamlarımıza sahip çıkmadıkça ölüm haberlerinin sayısı artacak. Biz birbirimize sahip çıkmadıkça her gün bir arkadaşımız “artık yoruldum” diyerek aramızdan ayrılacak. Biz sesimizi yükseltmedikçe belki de bir gün bizim arkamızdan böyle metinler kaleme alınacak.

Ölümünden ne Fikret sorumludur ne de bir başkası. Fikret'in de diğer 12 öğretmenin de sorumlusu işsizlik düzenidir. Yalnızlığa iten, hayata ve kendine yabancılaştıran rekabet düzenidir.

Daha ne kadar bekleyeceğiz?

Her gün ölüm haberleri gelirken bizler hala susup oturacak mıyız? Bizim kurtuluşumuz ellerimizin birleşmesinde!

Bizim kurtuluşumuz seslerimizin çığlığa dönüşmesinde.

Daha neyi bekliyoruz? Seslerimizi, ellerimizi, yüreklerimizi geleceğimiz için birleştirelim

Bir urgan ya da bir kravattan başka ne var kaybedeceğimiz?

Zeynep Ertürk
Eğitim Emekçileri Derneği üyesi
İşsiz bir öğretmen

Yorum Ekle