Kardolu Öğretmenler
17–18 Haziran’ları, 4–5 Martları, 24–26 Kasım’ları yaratmış bir bileşim olarak bu görevi sakınmadan omuzlayabilmeliyiz, omuzlayacağız da…
Bugün yüz binlerce diplomalı işsiz öğretmenin ve iş güvencesiz ücretli köleliğe mahkûm edilmiş on binlerce genç eğitim emekçisinin hayallerini süsleyen “kadrolu” olma “şansını” yakalamış öğretmenleriz.
Uzun yıllar verilen onurlu bir mücadelenin ürünü olan iş güvencesi, sosyal-ekonomik-özlük-sendikal hakları kazanmış bir bileşimiz aynı zamanda. Bu nedenle de, eğitim emekçileri ordusunun diğer bileşenlerine kıyasla daha örgütlü, politik, belirgin bir bilgi birikimi ve mücadele deneyimine sahip ancak bugün varolana sahip çıkmanın da gerisine düşen kadrolu öğretmenleriz biz.
Hele ki yan sınıfta çalışan ücretli-vekil-sözleşmeli öğretmenin ensemizde hissettiğimiz soluğunun, var olanı kaybetmemek hatta ona sıkıca sarılmak zorunda bıraktığı kadrolu öğretmenleriz. Aslında korkulu rüyalarımızın ve karanlık geleceğimizin örnekleri olan iş güvencesiz eğitim emekçisi arkadaşlarımızdan korktuğumuz, görmezden geldiğimiz (aslında kaçtığımız-çünkü kabullenemediğimiz) bu nedenle de uzaklaştığımız, yabancılaştığımız bilinen acı bir gerçektir.
Diğerlerinin durumunu, yaşam standartlarını gördüğümüzde ise kendisini şanslı hisseden, bir biçimiyle bulunduğu konumu garanti olarak görmeye devam edenleriz aynı zamanda.
“Elimdekilerden olmayayım da yeni bir şey de istemiyorum. Neme lazım ücretli ya da vekil olmak vardı. Buna da şükür” yaklaşımının ileriye atılmamızı engelleyen gerici gücüyle de birlikte, dağınıklık daha da derinleşmektedir. Bir mücadele birikimine ve geleneğine sahip olmamıza rağmen, sendikalarımızın varlığının avantajlarını değil kullanmak, varolan örgütlülüklerimiz bizleri tutan geriye çeken, çoğu zaman ileri yönlerimizi törpüleyen de olmaktadırlar.
Çünkü sistem içi çözümlere kafa yormak, dar mesleki talepler zincirini aşamamak, yeniye sahip olmak ve onun için ileriye atılmak yerine; var olanı korumaya çalışmak, ona sıkıca sarılmaktır yaşanan. Çalışma yaşamının parçalanması ve alt üst oluşlara karşı mücadele etmek yerine, kırıntı düzeyindeki maaş artışlarına yoğunlaşmaktayız hemen hepimiz. Yitirdiğimiz önemli şeylerden habersiz.
Özellikle ülkemizde ortaya çıkan gerici-şoven güçlü rüzgârın etkisiyle de ülke meseleleri konusunda söz söylemekten kaçınan, genelde etrafından dolanan ve mesleki savunma içine sıkışmış bir süreci yaşamaktayız. Sendikalarımız da, biz de bu ruh halini parçalayabilmek için gerekli iradeyi gösterememekteyiz.
Ayaklarımızın altından hızla kayan zeminin sarsıcı etkilerinin, her geçen gün işsizliğe, iş güvencesizliğe, sefalete ve yoksulluğa bir adım daha yaklaşıyor olmanın gerçekliği ile yüzleşmek ve ona karşı mücadele etmek yerine bu güçsüzlüğün teorisini yapanlar da bizleriz.
Geleceğimize sahip olmak yerine, onlarca yıl sürecek kredi ödemeleri ile bizim olamayan ev ve arabaların sahipleriyiz biz. Ya da çocuk yapana kadar gelecek mücadelesinin bir parçası olup da çocuklarımızın olması ile birlikte mücadelenin daha da uzağına düşmek: Dünyaya getirdiğimiz çocuklarımızın geleceği için mücadele daha da yakıcılaşmışken, bu konuda da süreç tersten işlemekte ve çocuğu olan geriye düşmektedir bizde ne yazık ki…
Bırakalım sözleşmeli-ücretli-vekil atamalarının nelere işaret ettiğini görmeyi, kariyer basamakları uygulaması ile parçalanmaya çalışılan çalışma yaşamımıza rağmen bizleri gelecekte nelerin beklediği konusunda burnumuzun ucunu göremez hale gelmişiz.
Sanıldığının aksine, ne hiç kaybetmemecesine sahip olduğumuz bir iş güvencesi, ne harcamakla bitmez maaşlar ne de yitirilmeyecek bir konum bizimkisi. Hele neoliberal politikaların ışığında hayata geçirilmeye çalışılan yoksulluk ve sefalet yasaları, bu da yetmez disiplin soruşturmaları-cezalar-sürgünler ile işsiz ve de iş güvencesiz arkadaşlarımızın boşuna hayallerini kurdukları bir yerde durmaktayız.
Ama asıl önemlisi, ruhsuzluk, inançsızlık, kazanma inanç ve iradesinin yara alması, moral ve motivasyonda yaşanan kırılmalar, kısacası ruh yitimidir yaşanan. Dağınıklık, örgütlüyken örgütsüz olmak ise bir sonuç. Uzun yıllar, uğruna nice bedeller verilerek sürdürülen mücadelenin, ne idüğü belirsiz bir toplu görüşme aldatmacası ile son bulması da bunu sağlayan en önemli etkenlerden birisidir.
Dolayısıyla kadrolu olmakla sorunlar çözülemeyecek ve de insanca çalışma koşulları ve insanca bir yaşama sahip olmak için kadrolu olmak yetmeyecekse, daha fazlasını istemek gerekiyor. Biz kadrolular içinse var olanı koruma telaşından bir an önce vazgeçmek ve hak ettiklerimizi almak zorunlu. Bunun tek ve yegâne yolu da kadrolu-ücretli-vekil-sözleşmeli-dershane öğretmeni, işsiz öğretmen demeden birlikte mücadele etmekten geçiyor.
Bizi bir araya getirecek olan temel zemin ve gerçeklik budur. Şimdi parasız-bilimsel bir eğitim, işgüvenceli-kadrolu çalışma hakkı, insanca bir yaşam, demokrasi ve özgürlük için eğitimcilerin birleşik örgütlü mücadelelerini sağlayabilmek hayati görevi ile karşı karşıyayız. 17–18 Haziran’ları, 4–5 Martları, 24–26 Kasım’ları yaratmış bir bileşim olarak bu görevi sakınmadan omuzlayabilmeliyiz, omuzlayacağız da…
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorumlar
Yorum Ekle