Öğretmenin Cumhuriyet Tarihindeki Dönüşümü
Öğretmenlerin sayısının artması ve aynı zamanda da örgütsüzleştirilmiş olmaları sonucu, kapitalizmin gelişim dinamiği olan rekabet ilkesinin öğretmenler içerisinde de uygulanması zemini yaratılmıştır.
Türkiye’de öğretmenlik mesleği Cumhuriyet’in kuruluşundan 60’lı yıllara dek mesleki anlam ve değerinin ağır bastığı özel bir nitelik taşır. Bir imparatorluktan geriye doğru çözülen ve yeni-daralmış sınırlar içerisinde sil baştan yapan Cumhuriyet eliti, sermayenin gelişiminin önündeki engelleri aşma ve “muasır medeniyetler seviyesine” ulaşma stratejik hedefinde yukarıdan aşağıya gerçekleştirdiği reformlarda (Latin alfabesine geçiş başta gelmek üzere tekke ve zaviyelerin kapatılması, kılık-kıyafet kanunu vd.) aradığı “içerden” desteği yeni eğitimci kuşağında yaratmayı hedefler. Kemalizmle yetiştirilmiş yeni eğitimci kuşak, yıkık ekonomi ve harap ülkenin yeniden yapılandırılmasında ihtiyaç duyulan işgücünün yetiştirilmesi ödevine koşulur. Öğretmen olmak halen bir ayrıcalıktır; bu ekonomik yönden çok yüksek bir maaş anlamına gelmese dahi, öğretmenlik güvenceli bir iş ve “devlet kapısı” olduğu için de tercih edilir. Ancak bu dönemde esasen daha henüz kapitalizm, mesleklerin tepelerindeki o dokunulmazlık halesini yıkacak ölçüde gelişmemiştir. Bu ilk dönemin öğretmen direnişleri ve grevleriyle anılmayışının temel nedenlerinden biri de budur. Toplam öğretmen sayısı 1923/’24′de 12.437, 1940/’41′de 28.297, 1960/’61′de ise 94.229′dur.
***
60’lı yıllarla beraber ikinci evreye girilir. 60’lardan 12 Eylül darbesine dek uzanan bu dönemde öğretmenler TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) ve sonrasında TÖB-DER ile mücadele sahnesine çıkarlar. Ekonomik sorunlarla siyasal mücadelenin ateşi içiçe geçmiştir. Ancak esas olarak öğretmen hareketinin bu dönemdeki gelişimi, dünya çapında 60’lı yıllarla birlikte esen antiemperyalist, toplumcu, ilerlemeci rüzgarların etkisi ve bileşeni olarak bir sıçrama kaydeder. Büyük oranda bir aydın hareketidir ve aydınlanmacı bir karakter taşımaktadır. İdeolojik açıdan Kemalizm’den kopuş sağlanamamasına karşın, mesleğin toplum üzerinde sosyal bir prestiji (“okumuş-aydın olmak”) halen hem de güçlü bir biçimde söz konusudur ve bu mesleksel konum gelişen genç devrimci hareketle etkileşim içerisinde bir bütün olarak sol hareketin ileriye taşınmasında ve kitleselleşmesinde etkili olur.
Dönemin ruhunu ve öğretmenin duruşunu yansıtması açısından TÖS Genel Başkanı Fakir Baykurt’un 4-8 Eylül 1968 Ankara’da düzenlenen Devrimci Eğitim Şurası’nın açılış konuşmasından bir bölümü yorumsuz aktaralım:
“Biz, öğretmenler, “Devrimci Eğitim Şurası”nda devrimci, demokratik yenileşmenin çarelerini araştırıyoruz. Biz öğretmenler biliyoruz ki, ne kadar baskı altında olursak olalım, geçim sıkıntısı çekersek çekelim, yoksul çoğunluğumuzdan, köyde bıraktığımız ana babamızdan, kardeşimizden, komşumuzdan, kasabada, kentte, Zonguldak’ta ve Münih’te, Stuttgart’ta çalışan yakınımızdan daha iyi durumdayız. Onlar kadar baskı altında ve geçim sıkıntısı içinde değiliz. 1968 yılının bu ayında, dünyanın ve ülkemizin gençleri bile bu zorunluğu kavrayıp eyleme geçmişken, kişisel ve sınıfsal mutluluğumuzla yetinmeyip toplumcu bir mutluluğun arayıcısı, çarelerini bulup söyleyicisi oluyoruz. Altı yaşından yukarıdaki nüfusumuzun yarıdan çoğu imza atmayı bilmediği için biz onun söyleyen dili, köyüne getirilip bedava dağıtılan tohumluk buğdayın arkasından, gemilere yüklenip götürülen bakırı, boraksı, kromu göremediği için gören gözü oluyoruz. Tıpkı gençlik gibi, tıpkı namuslu aydınlar ve bilinçlenen emekçiler gibi, çağdaş ölçüler içinde görevimizi yapıyoruz. (…)
Devletin ve Eğitimin yöneticileri, bizim tarafsız kalmamızı istiyorlar. Kurtla kuzunun adil olmayan mücadelesinde tarafsız kalmak, güçsüz kuzunun karşısındaki güçlü kurdu kendi gücümüz kadar daha güçlendirmek demektir. Bugün güçlü sınıfların karşısında, gücünü bulamamış halkın yanında yer almamak; toplumcu olmamak; sınıfçılara arka vermek demektir. Tarafsızlık, çağdaş aydının, çağdaş eğitimcinin şiarı olamaz. Çağdaş aydın, çağdaş eğitimci halkın ve hakkın tarafındadır. Bu her zaman böyle olacaktır.”
*****
Bugünün koşullarına yaklaşırken, öğretmenler mücadelesinde üçüncü evreye 80’lı yıllarla birlikte giriyoruz.1980/’81′de öğretmen sayısı çarpıcı bir artışla toplamda 347.592′ye ulaşmıştır. 12 Eylül darbesi ile öğretmenlerin örgütlülükleri yasaklanmış, nice sosyalist, aydın öğretmen işkencelerden, hapisliklerden geçirilmiş, sermayenin gelişimi için toplumun bütününe geçirilen deli gömleği ile özgürlükçü mücadele bastırılmak istenmiştir. Öğretmen maaşlarında, öğretmenin yaşam koşullarında ciddi bir gerileme yaşanmıştır ‘80′li yıllarda. Öğretmenlerin sayısının artması ve aynı zamanda da örgütsüzleştirilmiş olmaları sonucu, kapitalizmin gelişim dinamiği olan rekabet ilkesinin öğretmenler içerisinde de uygulanması zemini yaratılmıştır.
İlk çarpışma dönemi ‘90′lı yılların başı olmuş, öğretmenler fiili, meşru ve militan bir sendikal hareket temelinde rekabet ilkesinin etkime alanını daraltmışlardır. Bir diğer deyişle, bir bütün olarak ve kitlesel temelde ekonomik, sosyal, siyasal, sendikal hakları için mücadele etmeyi başarmışlar ve birbirleriyle rekabet ederek aşağıya doğru gerileme tuzağına düşmekten kurtulmuşlardır.
Ancak hayat boşluk tanımaz: 2001/’02′de öğretmen sayısı 590.861′e ulaşmıştır artık. Eğitim-Sen ise öznel ve nesnel bir dizi nedenle -kurucu kuşağın yaşlanması, yeni kuşağın örgütlenmesindeki zaaf ve zayıflıklar, sahte sendika yasasının kabulü ile yapılan kritik tarihsel hata, vb. ile eylemsel, örgütsel, politik ve ideolojik alanda toplam bir tıkanmanın eşiğine gelip dayanmıştır.
İşte 2000′li yıllar, ‘90′ların başında püskürtülen saldırının bu kez hayata geçmesinin zeminini verir patronlar sınıfına. 2006/’07′de sayısı 575 bin olan kadrolu öğretmenlerin çoğu örgütsüzdür; örgütlü olanlar da sendikal bürokrasinin pençesinde bir örgütsel parçalanma yaşamaktadırlar. Bunun ötesinde esas gelişmenin yönü kadrosuz ve işgüvencesiz yeni eğitimci kuşaklarının ağırlığının giderek artmasıdır. Son 5 yılda atanan 150 bin öğretmenden 40 bini sözleşmeli olarak atanmıştır. 15 bin usta öğretici, 25 bin okul öncesi eğitimci, sayısı yüzbine yaklaşan ücretli öğretmen, yine yüzbine yaklaşan dershane öğretmeni piyasa kurallarının işlediği eğitim sektöründe istihdam edilmektedir.Hiç iş bulmayan işsiz öğretmen sayısı 100 bine ulaşmıştır. Eğitim fakülteleri Türkiye’de en çok mezun veren fakültelerdir. Her yıl 40 bin öğrenci mezun olmakta, diplomalı işsizlik gerçeği ile karşı karşıya gelmektedir. Sonuç olarak sayısı önümüzdeki 5 yıl içerisinde 1 milyonu bulacak toplam eğitimci kitlesinde kadrolu öğretmenler azınlıkta kalacaklardır. Bu kadroluların işgüvencelerinin yitimi açısından da burjuvaziye uygun bir zemin yaratmaktadır. Zaten kadrolu çalışan eğitim emekçilerinin emekgücü de giderek performansa dayalı ölçüm ve ücretlendirme sistemlerinin devreye girmesiyle ölçülebilir hale gelmekte, rekabet ilkesi alttan alta işlemektedir.
*******
Öğretmenin Cumhuriyet tarihindeki dönüşümü, sayısal açıdan 10 binden 1 milyona, mesleksel açıdan sahip olunan kimi ayrıcalıklardan bunların zaman içerisinde kaybedilmesine, sınıfsal açıdan aydın niteliği taşıyan ara bir katman iken işçileşmeye doğrudur. Son yüzyılın sınıf mücadelelerinin tarihinden süzülen gerçek budur.
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorum Ekle