12 Eylül’den Bugüne Öğretmen Hareketi
Dönüşümü kavramak ve yeni koşulların içerisinden geçmişin deneyimini de taşıyarak ilerlemek, bu tek yoldur, kazanmak için zorunludur
Öğretmenlerin mücadelesinde 12 Eylül’den bugüne dek olan dönemi dört ana bölüme ayırarak kategorize edebiliriz. ’80’li yıllar, ‘90’ların ilk yarısı, ‘90’ların ikinci yarısı ve 2000’li yıllar…
‘80’li yıllar boyunca öğretmenler her iki yönden de bir düşüş yaşadılar. Maaşlar, yaşam koşullarındaki kötüleşme, sosyal haklarında budama olmak üzere ekonomik koşullarda yaşanan gerileme kadar, bununla beraber hatta bundan daha önemli olarak toplumsal statülerinde “bilginin üreticisi”(ya da dağıtıcısı) olarak geçmiş dönemlerde sahip oldukları “aydın” konumunda da bir düşüş yaşadılar.
Proleterleşme süreci ‘80’li yıllarda birkaç yönden birden işlemeye başladı. Daha öncesinde öğretmenler –çok yüksek olmamakla birlikte- göreli olarak ortalama bir ücret baremine denk gelecek bir maaş almaktayken, bu ‘80’lerde işçi ücretlerine yakınlaştı, hatta Bahar Eylemleri’nin ardından yer yer onun gerisine düştü. Birçok öğretmen bu dönemde ayakta kalabilmek için ikinci veya ek iş arayışına dahi girdi. Ekonomik koşullardaki gerileme mesleğin emekçi karakterini belirginleştirdi.
‘80’li yıllara kadar Cumhuriyet tarihi boyunca öğretmenin ideolojik açıdan -her ne kadar eklektik bir görüşler bulamacı niteliği taşısa da- Kemalizm’in yeniden üretimi yönüyle özel bir rolü de vardı. ‘80’li yıllarla bu rol eski biçimiyle sürdürülemez hale geldiği için eski önem ve anlamını yitirdi, Türk-İslam sentezi denen ultra-gerici ideolojinin yaygınlaştırılması ve bunun doğurduğu etki ve sonuçlar başta gelmek üzere öğretmenin geçmiş dönemdeki göreli homojen ideolojik konumu parçalandı. Siyasal açıdan YÖK’ün beraberinde getirdiği bilimsel çölleşme, MEB’deki gerici siyasal kadrolaşma, eğitim ve fen-edebiyat fakültelerinin düzey düşüklüğü, genel okuma-yazma oranındaki yükseliş, öğretmen istihdamının arttırılarak düzeyin düşürülmesi vb. bir dizi gelişmenin sonucu olarak öğretmen de bilginin doğru ve güvenilir adresi olmaktan çıkmaya, eski aydın konum ve pozisyonunun yeni durumda da sürmesini sağlayacak özellikleri zayıflamaya başladı.
Anlatılan nesnel süreçlerin akışı ne çarpıcılıkta olursa olsun, eğer öğretmenler öznel yönden mücadele içerisinde devlet ve onun işlevini gerçek ve çıplak sınıfsal anlamıyla tanıma dersini sendikalarını kurma yolunda almamış olsalardı, bu proleterleşme süreci böylesine hızlı ilerlemezdi. Örgütlenme alanında hedef olarak, mesleksel temsil arayışı içerisinde olan diğer kesimler gibi -aynı zamanda yarı kamusal bir nitelik de taşıyan- örneğin oda, mesleksel birlik ya da baro vb. olarak değil de, dernekten geçiş yapılarak bu kez işçi sınıfının tarihsel bir mücadele silahı olan sendika’nın seçilmesi, öğretmenleri işçi sınıfına yakınlaştıran bir diğer faktör oldu. Emekçi memurların; öğrenci hareketlerinin, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin, işçi sınıfı eylemlerinin ardından ve onların rüzgarından da yararlanarak mücadele alanına atılması, onu tüm bu diğer sınıf ve kesimlerle etkileşim içerisine soktu, militanlık ve direşkenlik eşiğini yükseltti, güçlendirdi.
‘90’lı yılların ilk yarısı böylelikle, öğretmenlerin de mücadelede öne atıldığı, devrimci motivasyon ve ilerlemenin hakim olduğu, fiili, meşru, militan bir mücadele hattının oluşturularak, ana talep olan grevli-toplu iş sözleşmeli sendika hakkının bayraklaştırılarak yüründüğü ve fiilen kazanıldığı yıllar özelliği kazanmıştır. Emekçi memur ve öğretmenler hareketinde bundan sonrasında esas savaşım kendiliğinden (sendikal) bilinç ile devrimci sınıf çizgisi (siyasal ve sendikal) arasında cereyan edecektir.
İşte kabaca ‘90’lı yılların ilk yarısı ile ikinci yarısı, öğretmenler ve onların sayıca yaklaşık yarısını oluşturduğu emekçi memur hareketi açısından birbirine taban tabana zıt iki ayrı anlayışın hangisinin diğerine galebe çaldığıyla, hangisinin öğretmenler hareketine baskın çıktığına bakarak, birbirinden ayrılarak kategorize edilebilir. Bu mücadele, bilinç düzeyi açısından sınıf bilinci ve devrimci örgütlülük bilinci ile kendiliğinden sendikal bilinç ve reformcu sekterlik arasında, eylem hattı açısından meşru militanlık ile teslimiyetçi korkaklık arasında, örgütlenme anlayışı açısından iç demokrasi ve taban örgütlülükleri temeli ile, sendikal yabancılaşma ve bürokratik hiyerarşicilik arasında, politik alanda devrimcilik ile reformculuk arasında gerçekleşir. ‘90’ların ilk yarısında birinciler Türkiye Devrimci Hareketi (TDH)’nin ve Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesi(KUKM)’nin yükselişte olmasıyla da paralel olarak göreli hakim ve baskın iken, ‘90’ların ikinci yarısından başlayarak sınıf düşmanımızın ve devletinin bir dizi alanda hakimiyeti tekrar ele geçirmesiyle öğretmen hareketinde ikincilerin, bir diğer deyişle burjuva ideolojisinin hakimiyet alanı genişler.
Bir bütün olarak devrimci hareketin -bu tarihsel olarak geçici- yenilgisi, 2000’li yıllarda öğretmenler kitlesinin yapı ve bileşiminde çarpıcı bir dönüşüme neden olacak adımların bugünün neoliberal kapitalizmi tarafından atılmasının önünü açar. Eğitim-Sen’e çöreklenmiş reformcu sendikalizmin tarihsel ihaneti sonucu sahte sendika yasasının 2001’de kabulü, tarihsel açıdan aynı zamanda yenilginin de itirafı anlamına gelir. Grevli-TİS’li sendika hakkının grevi de TİS’i de uçmuş, geriye artık aile kurma ve kredi kartlarıyla borçlandırma yoluyla giderek düzene bağlanarak yaşlanmaya bırakılmak istenen bir kuşak ve o günden bu yana her gerici dalgada giderek aşınan üyelik sayısı kalmıştır. Geriye, mücadele yoluyla kazanılmış tek ve birleşik bir sendikanın -burjuva ideolojisinin reformizmden de beter gerici ve faşist çeşitleriyle süslenmiş- yeni rakipler yoluyla bölünmesi, en sonu yetkinin de kaybıyla artık sırtı duvara dayanmış ve geriye doğru sayan bir sendikal anlayış kalmıştır.
Bugünün koşullarında öğretmenin küçük burjuva aydın karakteri hem toplumsal statüsündeki farklılaşma ve bilgi ile ilişkisi açısından, hem de ekonomik koşullar yönüyle bozulmuştur. Öte yandan bir ve aynı süreçte, 80′li yıllardan bugüne öğretmen hareketi birçok yönden güçlü bir deneyim biriktirmiştir. Yeni dönem bu deneyim anlaşılarak, aşılarak kazanılabilir. Dönüşümü kavramak ve yeni koşulların içerisinden geçmişin deneyimini de taşıyarak ilerlemek, bu tek yoldur, kazanmak için zorunludur. Bunu başarmalıyız
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorum Ekle