KAPAT

Parolamı unuttum »

KAPAT

(En az 4 karakter)

(Üyelik onayı bu adrese gönderilecektir.)


(En az 6 karakter)

Metni Büyüt Metni Küçült
14 Şubat 2008

Sermaye ve Öğretmen

Özel okul, dershane, özel kurs gibi özel eğitim şirketlerinde çalışan eğitim işçileri, sömürülmekle kalmazlar, patronlarının hesabına karşılıksız artıdeğer üretirler.
1. Ne oluyor? Ne yaşıyoruz? Yaşanan süreç proletaryanın çok daha dolaysız bileşeni olan eğitim işçileri kesiminin ortaya çıkması ve mücadeleye atılması sürecidir. Özel okul, özel kurs ve dershane öğretmenleri, bugün her biri birer kapitalist işletme niteliği kazanmış olan özel eğitim şirketlerinde çalışmaktadırlar. Bir eğitim şirketinin sahibi için, -bu “okul”lar artık birer şirket niteliği taşıdığı için- prensipte bu okullarda üretilerek satılan ürünün işlenmiş domates-turşu ya da pik demir ya da geleceğin işçileri için meta bilgi-eğitim paketi olması farketmez. Patron için hepsi birdir. Bu işletmelerde çalışan öğretmenler patron karşısında işçi konumundadırlar. Eğitim işçileridirler. Özel okul, dershane, özel kurs gibi özel eğitim şirketlerinde çalışan eğitim işçileri, sömürülmekle kalmazlar, patronlarının hesabına karşılıksız artıdeğer üretirler. Özel eğitim şirketlerinin sahibi olan burjuvaların sermaye birikimi, çalıştırdıkları eğitim işçilerinin ürettiği artıdeğere dayanır.

2. Toplumsal emekgücünün yeniden üretimini (eğitim-yetiştirme) gerçekleştiren eğitim emeği, (örneğin sağlık sistemi de emekgücünün “bakım-onarım”ı toplumsal işlevini taşır) Marks‘ın da vurguladığı gibi, çok özgül bir emek türüdür. Kapitalizmde eğitim emeğinin en önemli yönlerinden biri, belki de birincisi, her türlü sermaye birikiminin kaynağı olan canlı emekgücünün (ki bu öğrencilerimizde cisimleşir) yetiştirilmesinde ve yeniden üretiminde oynadığı kilit roldür. Bu yönüyle eğitim emeği, ilk elde maddi bir ürün üretmiyor görünse de, emekgücünün eğitilmesi, bilgi ve becerisinin artırılması yoluyla, toplumsal-maddi üretkenliğin artırılmasında dolaylı bir rol oynar.

3. Eğitimdeki emek süreci, özel eğitim şirketlerinde, örneğin özel okullarda vb. uygulandığı zaman ortaya daha ilginç bir durum çıkar. Eğitim sürecinde işlenen ürün canlı emek gücünün yeniden üretimi olduğundan, eğitim işçilerinin ürettiği artıdeğerin bir bölümü de, öğrencilerde, geleceğin emekgücünde cisimleşir. Fakat çok özel bir meta olarak emekgücünde cisimleşen bu artıdeğer, ücretleri emekgücünün içerdiği gerçek değerin altına bastıran diğer sektörlerdeki kapitalistlerin cebine gider. Başka deyişle, özel eğitim şirketlerinde çalışan eğitim işçilerinin “öğrencilerin kafaları üzerinde çalışırken” yarattığı ve geleceğin meta emekgücünde cisimleşen artıdeğer, eğitim işçilerini çalıştıran eğitim şirketi sahipleri ile, eğitim işçilerinin eğittiği öğrencileri, gelecekte ücretli emekçi olarak sömürecek diğer kapitalistler arasında paylaşılır. Bu da, eğitim işçilerini sömürenin yalnızca kendi patronları değil, tüm burjuvazi olduğu anlamına gelir. Eğitim işçilerinin mücadelesi, işçi sınıfının diğer tüm kesimleriyle birlikte, burjuvaziye, bir bütün olarak ücretli kölelik sistemine karşı olmak zorundadır.

4. Tarihsel açıdan neden öğretmenler kamuda istihdam edilegelmiştir?
Toplumsal emekgücünün yeniden üretiminin, kamu eğitim, sağlık, ulaşım, belediyecilik (yanısıra gecekonduların kamu arazilerine yapılmasına gözyumma vb.) biçiminde, dolaysız meta olmaktan çıkarılıp devlet tarafından üstlenilmesi, sosyalizmin kazanımlarının ve dünya çapındaki sınıf mücadelelerinin bir sonucudur. Tabii sermayenin buna katlanmasında, emekgücünün yeniden üretimi hizmetlerinin devlet tarafından üstlenilmesinin emekgücü fiyatını düşürüp, özel sermayenin karlılığını artırmasının da rolü vardır.

5. Kamuda çalışan eğitim emekçileri doğrudan artı-değer üretmezler. Ancak, doğrudan artıdeğer üretmemekle birlikte gördükleri işlev sermaye açısından zorunlu olan bu işçilerin ücretleri, toplam toplumsal artıdeğerden ödendiğinden, toplam artıdeğer kitlesinden bir kesinti oluşturur. Dolayısıyla da, sermayenin kar oranlarının düşme eğilimini şiddetlendirir ve hızlandırır. Bu yüzden sermaye, özellikle de kar oranlarının düştüğü kriz süreçlerinde, doğrudan artıdeğer üretmeyen işçilerin ücretlerini cebinden çalınmış sayar.

6. Emeğin toplumsal üretkenliğini bir bütün olarak dramatik biçimde yükseltmek, dolayısıyla toplam toplumsal artıdeğer sömürüsü kapasitesini genişletmek, burjuvazi açısından kar oranlarının düşüş eğilimine karşı koymanın en temel yoludur.

7. Bu yüzden bugün patronlar sınıfı ne yapmaktadır?Birincisi, doğrudan artıdeğer üretilmeyen kamu hizmetleri için toplam toplumsal artıdeğerden yapılan kesintiyi azaltmakta, toplam artıdeğerin daha büyük bölümüne el koymaktadır. İkincisi, eğitim, sağlık gibi alanlarda birikmiş muazzam kamu fonlarını ve servetlerini, sermaye ve artıdeğere çevirmektedir. Üçüncüsü, derinleşen bir aşırı birikim krizi yaşayan sermayeye, eğitim ve sağlık alanlarında, değerlenebileceği (artıdeğer ürettirebileceği) yeni birikim kanalları açmaktadır. En nihayet dördüncüsü, doğrudan üretken olmayan, artıdeğer üretmeyen emekçi kesimlerini, sermaye açısından üretken, artıdeğer üreten emekçi kesimlerine dönüştürmektedir.

8. Sonuçları ne olmaktadır? Öğretmenlerin emeğini tümüyle nesneleştiren ve disiplin altına alan, vasıfsızlaştıran, “verimliliğini artıran”, kapitalist baskı, denetim ve sömürü arttırılmaktadır. Öğretmenlerin eğitim sürecindeki öznel inisiyatiflerini de kırmayı, eğitim emekçilerini nesneleştirmeyi hedeflemekte ve bunda yol almaktadır. Öyleyse burjuvazinin eğitim emekçilerine dönük programını, yalnızca yoksullaştırma, çalışma koşullarını ağırlaştırma olarak değil aynı zamanda, eğitim emekçileri üzerindeki mutlak ve göreli sömürüyü artırma, vasıfsızlaştırma, eğitim sürecini eğitim emekçilerinin bilgi ve yeteneklerine bağlı olmaktan çıkarma süreci olark kavramalı ve buna karşı mücadele etmeliyiz.

9. Bir diğer temel sonuç şudur: Eğitim süreci, eğitim emeğinin de ötesine taşan çok daha kolektif bir emek süreci haline gelmektedir. Marks’ın dediği gibi; kapitalizmde, “Ürün, bireyin doğrudan ürünü olmaktan çıkar ve kolektif emekçinin ürettiği toplumsal bir ürün, yani her biri, emek konusu üzerindeki işlemlerin az ya da çok bir parçasını yapan bir emekçi topluluğunun ortak ürünü halini alır. Emek sürecinin bu ortaklaşa niteliği, gitgide daha belirli hale geldikçe, bunun zorunlu sonucu olarak, bizdeki üretken emek ve üretken emekçi kavramı genişlik kazanmış olur. Üretken biçimde çalışmak için artık el ile çalışmanız da gerekmez, kolektif emekçinin bir parçası olmanız, onun yerine getireceği alt işlevlerden bir tanesini yapmanız yeterlidir.” (Marks, Kapital cilt 1, sf 529)

Bilgisayar ve digital teknolojilerin yaygınlaşması ile çok farklı uzmanlık alanından vasıflı emekçiler de eğitim sürecine dahil olmaktadır. Eğitimi veren öğretmen, alan öğrenci, finanse eden aile… bu denklemde artıdeğere el koyan patronlar sınıfı dışında neredeyse herkes işçi sınıfının bir parçasıdır: Eğitim işçileri, eğitim malzemelerini üreten işçiler, yine önemli bir bölümü proleterleşme sürecinde veya bizzat işçilik yapan öğrenciler, eğitim emekçisi ve öğrenci aileleriyle birlikte, birleşik mücadelenin örülmesi zorunludur. Etkileri de tüm topluma ve işçi sınıfına yayılan bir saldırıdır bu: Neoliberal yeniden yapılanma, yalnızca eğitimin piyasalaşması ve sermayeleşmesi yönünde değil, aynı zamanda, eğitimin emeğin toplumsal üretkenliğini, tek kelimeyle artıdeğer üretimini artırmaya dönük “getirisini” artırma yönündedir. Hem eğitim emeğini diğer her türlü üretim ve emek süreciyle, hem de diğer üretim ve emek süreçleri eğitim emeğiyle daha fazla bütünleşmektedir. Bilgi ile üretimin, eğitim ile uygulamanın arasındaki duvarlar da yıkılmakta, içiçe geçmektedir. Eğitim ile üretimin dolaysızca iç içe geçmeye başlamasıyla, eğitim emekçileriyle sanayi işçileri de daha fazla bütünleşme doğrultusunda ilerlemektedir. Lise ve üniversiteler, giderek daha fazla biçimde hem müşteri-öğrencilere meta bilgi-eğitim paketi satan ticarethaneler, hem diğer kapitalist şirketlere emek gücü üreten ve pazarlayan, meta emekgücü üretim fabrikaları haline gelmektedir. Bu eğitim emekçilerinin bir bütün olarak işçi sınıfının diğer kesimleriyle birleşik mücadelesinin olanağını yaratmakta, bunu zorunlu kılmaktadır.

10. Üretim, emek ve bilginin ileri ve entegre toplumsallaşmasına karşılık, bunları mülk edinişin özel biçimine, kar ve meta ilişkilerinin cenderesine sıkıştırmak kapitalizmin özsel çelişkisidir. Çelişkinin tarihsel bir hamle ile çözümünün yolu öğretmenin kendi içindeki ayrımlara karşılık birleşik mücadelesinden, öğretmenin işçi sınıfının bir parçası olarak sınıfın diğer kesimleriyle birleşik mücadelesinden, ve işçi sınıfının eski-yeni tüm kesimlerinin birleşik mücadelesinden geçmektedir. Ancak birleşirsek kazanabiliriz ve böyle kazanacağız!

Eğitim Emekçileri Kurultayı'nda sunulan tebliğdir

Yorumlar

dehliz | 8 Ağustos 2008 00:41
ONURLUCA YAŞAMAK...

Yorum Ekle