Ücretli Öğretmenler
Ücretli öğretmenler; esnek çalıştırılan, iş güvencesiz, geleceksiz, "mevsimlik" öğretmenler...
Ücretli öğretmen MEB’e bağlı okullarda girdiği ders saati üzerinden ücret alarak çalışan öğretmendir. Öğretmenlik mesleğinin yerel yönetimlere kaydırılmasının bir basamağıdır. Çünkü kadrolu ve sözleşmeli öğretmen atamalarından sonra atanamayan öğretmenlerin ilçe milli eğitim müdürlüklerine başvuru yaparak kaymakamlık onayının alınması ile ancak açık kontenjan varsa görevlendirilmesi yapılır.
Ücretli öğretmenler esnek çalıştırılma sorunu ile yüz yüze kalan kesimlerdir. Ücretli öğretmenin görevlendirmesinde her yerel kendi inisiyatifinde uygulamalar belirlemekte, keyfi sınav uygulamaları ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Bununla birlikte ücretlerin hesaplanmasında yine her yerel farklı yöntemler kullanmaktadır. Hatta ücretli öğretmenin ücretlerinin hesaplanmasında öğretmenden kendi muhasebecilerini bulmaları istenmektedir. Bu uygulama her muhasebecinin öğretmen ücretleri üzerinden kendi belirlediği fiyatlarda kesinti yapmasına neden olurken bu sayede devlet tüm bu hesaplamalar için ihtiyacı olan personeli de istihdam etmeyerek bu işi de özel sektöre kaydırmıştır
Eğitim sen’in yaptığı bir araştırmaya göre 57.000 öğretmen geleceksizliğin pençesinde ücretli öğretmen statüsü ile çalışmaktadır. 2006-2007 eğitim-öğretim döneminde, yedi ücretli öğretmen atamalarının yapılamaması sonucu yaşadığı bunalımla intihar ederek yaşamına son verdi. Esnek çalışma cenderesi içinde çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda bırakılan ücretli öğretmenler ücretli kölelerdir adeta! Büyük bir çoğunluğu ailelerinin yanında yaşayarak kazandığı parayı KPSS kursları yada üniversitede aldıkları kredi borçlarının ödemesini yapabilmek için kullanıyor. Binlerce öğretmen yaşamlarını erteleyerek anı yaşayarak mesleğini yapmaya çalışıyor. Evlilik, çocuk, kendi yaşamını kurabilme gibi isteklerini yıllarca erteleyerek en insani ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Bir sosyal güvenceye sahip olabilmesi; 90 gün çalışma zorunlululuğu nedeniyle, gerek keyfi işten çıkarmalarla, gerekse yerine atanan sözleşmeli öğretmenin gelmesiyle hayal oluyor.
Bunun yanında iş güvencesi okul idaresinin keyfiyetine bırakılan öğretmen işsiz kalma kaygısı ile derse girmekten başka sorumluluğu olmamasına rağmen nöbet tutmak, sınıf öğretmenliği yapmak, kol/klüp çalışmalarına ve toplantılara katılmak, idari işlerde kullanılmak gibi zorunluluklarla karşı karşıya bırakılıyor. Ücretli öğretmenler diğer statüdeki öğretmenlerle aynı işi yapıyor olmasına rağmen öğretmen kartı alamıyor, bu nedenle toplu taşıma ücreti dahil hiçbir indirimden yaralanamıyor.
Örgütlenme gezileri sırasında tanıştığımız bir kadrolu öğretmenin “ iş güvencesiz çalışma öğretmenlerin kişiliksiz kimliksiz bireyler olmasına neden oluyor bundan 5 yıl önce doğru bulmadığımız bir uygulamaya karşı hep birlikte karşı durabiliyorduk ancak bugün işsizlik korkusuyla hiç kimse sesini çıkaramaz oldu. Tam da sistemin istediği öğretmen profili yetişiyor” sözleri aslında durumu özetlemeye yetiyor.
Güvencesiz çalıştırma sadece öğretmenlerin konum kaybına, ekonomik, sosyal, psikolojik çöküşüne değil aynı zamanda yanında çalışan kardeşini rakip olarak görerek birbirine yabancılaşmasına neden olmaktadır. Kendisiyle aynı kaderi paylaşan sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen için işini elinden alan olmaktadır. Oysa kurtuluşumuz birbirimize omuz vermekle, birleşmekle gelecektir.
Ücretli öğretmenlik uygulaması sadece bu koşulda çalışan öğretmenlerin değil tüm eğitim emekçilerinin geleceksizleştirilmesidir. İş güvencesiz çalıştırmaya karşı tüm eğitim emekçileri, veliler, öğrenciler birleşik mücadele vermek zorundadır. Bugün eğitim sendikalarının bu uygulamaya karşı halen belirsiz bir tutum sergilemeleri, tüzük vb. yasal uygulamalara takılarak gerekli mücadeleyi vermemeleri, ücretli öğretmenleri fahri üye gibi uydurma üyeliklerle hak alma bilincinden uzak bir şekilde oyalamaları çözümden çok uzaktır. Bugün kendi içinde sürekli bir şekilde içten içe kaynama halinde olan tüm eğitim emekçilerinin ortak örgütlülüğünü sağlayarak fiili meşru mücadele hattını oluşturmak zorunludur.
Bu uygulama devam ettiği sürece kimse kendini güvende sanmasın. Herkese iş herkese çalışma hakkı talebini yükselterek bu geleceksizliği yarabiliriz ancak. Bizler ücretli çalışan eğitim emekçileri olarak hayatlarımızı ertelemek istemiyoruz. İnsanca yaşanacak ücret insanca yaşanacak zaman talebi ile tüm öğretmenleri ortak örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.
* Eğitim Emekçileri Kurultayı'na katılan ücretli öğretmen arkadaşlarımız tarafından alanlarına dair sunulan tebliğdir.
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorumlar
Gerçi biri bana mesleğimi sorduğunda öğretmenim bile diyemiyorum, önüne ikinci sınıf olduğum için devletin bana verdiği “ücretli” takısını ekleyip, sıkıla sıkıla ücretli öğretmenim diyorum. Binlerce öğretmen kadro alamadığı için yarı parasına da olsa kendi mesleğimi yaparım düşüncesiyle ücretli öğretmenlik yapmaktadır.
Sırf devlet arz talep gibi basit bir matematik hesabını yapmaktan aciz olduğu için.
Sırf üniversite mezununu arttırıp avrupaya hoş görünmek, istihdam edemeyeceğini bile bile kontejyan yükseltip üniversite açtığı için,
Sırf nede olsa bu insanlar seve seve yarı parasına yarı sigortaya çalışıyorlar bir öğretmen yerine iki öğretmen çalıştırırım dediği için, ücretli öğretmeniz.
En büyük hak savunucusu devlet göz göre göre hakkımızı yiyor. Bizi dört sene kendi üniversitesinde okutup kendi verdiği diplomayı tanımak için kpss den benim belli bir puan almamı bekliyor.
Diğer öğretmenlerden nemi farkımız var. Hiçbir farkımız yok aynı mesaiyi yapıyoruz, aynı emeği veriyoruz, beklide fazlasını yapıyoruz. Ama öğretmenler odasında diğer öğretmenler aldığı arabanın modelini konuşurken, hafta sonu hangi sinemaya gideceğini söylerken, ek dersler niye gecikti bu ay diye isyan ederken yani hak ettiği parayı çıtır çıtır yerken, biz boynumuzu eğip orda yokmuş gibi davranıyoruz çünkü biz o parayı hak etmiyoruz biz ücretliyiz, ikinci sınıf öğretmeniz. Biz diplomayı sadece çerçevelemek için aldık.
Ben asıl şunu merak ediyorum, bu uydurma ücretlendirmeyi
icat eden vatan sever millet vekili
yarı parasına ücretli olarak çalışır mı acaba?
nesrin arkadaş bu bir mağduriyet sorunu değil.kapitalist sistemin işleyişi ve sistem durduğu yerden kendine düşen rolü (hakkını vermek lazım) layıki ile yerine getiriyor.sorun bizim kendimizi hala şu mağdur modundan çıkaramamamızda diye düşünüyorum. hala hakkımız yeniyor demekten öte gidemiyoruz yiyecekler tabi ne yapmalarını bekliyordunuz ki? ücretli öğretmenlik yapalım tamam sonuçta yaşamak zorundayız(ama güçlü bir muhalefeti geliştirebildiğimizde topluca işde bırakalım)ama aslorak bu geleceksizliğimizden nasıl temelli kurtulacamızın yolunu artık görmekten geçiyor.
İçinden geçtiğimiz bugünlerde binlerce hatta milyonları bulan işsiz üniversite mezunu oluşturulmuş durumda. Ve bu durum maalesef ki daha kötü günlerin haberci.
Öğretmenlik mesleğinin, yetiştirdiği bilinçli bireylerle bilinçli bir toplum yaratmak gibi temel bir görevi olmasından dolayı meslekler içersinde her zaman önemli bir yeri olmuştur. Bu görev, her ne kadar özellikle 1997 sonrası devlet eliyle farklılaştırılmak istensede hala bizler gibi yeni eğitimci kuşaklarda taşınmakta.
Bütün bunları neden yazıyorum? Okuduğum mesajlarda farklı bölümlerden mezun arkadaşların çıkışsızlık nedeniyle ücretli öğretmenlik yapmak istediklerini gördüm. Yukarda bahsettiğim gibi işsizlik ve bununla paralel olarak işgüvencesiz çalıştırılma her geçen gün artmakta. Bu bizleri farklı alanlarda iş arayışlarına yöneltebilir. Ancak bu arayışlara yanıtın öğretmenlik gibi insanların geleceğini birebir etkileyecek yerlerde olmasının doğru olmadığını düşünüyorum.
Bulunduğumuz her alanda yaşadığımız işsizliğe ve işgüvencesizliğe karşı mücadele bayrağını yükseltmeliyiz. "Herkese iş herkese çalışma hakkı" şiarını susmadan, yılmadan haykırmalıyız!
EVE EKEMEK GÖTÜRECEK ADİL DÜZEN İSTİYORUZZ.
YETEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEERRRRRRRRRRRRRRRRRR
bir güvenlik görevlisi
tam sigorta, 700 ytl maaş,yemek ve yol
alıyordu sadece 3-4 aylık eğitimle
ücretli öğretmenliğin ne kadar komik olduğunu gördüm
inşaatlarda işçilik yaparım
yine de ücretli yapmam artık
insanları okullardan soğutmanın
bir başka yönü bulunmuş gibi
Yazar Ferda IŞIK
Çarşamba, 23 Ocak 2008
Neo-liberal politikaların kamu hizmetleri alanında yaygınlaşmasıyla sözleşmeli-güvencesiz çalışma koşulları dayatılmış ve güvencesiz çalıştırmanın yaygınlaştığı kamu sektörlerinin başında da eğitim işkolu gelmiştir. Kamu reformuyla yapılan saldırılar bugün bizleri bütün çıplaklığıyla etkilemektedir. Tüm mesleki alanlara yönelik saldırılardan öğretmenler de paylarına düşeni fazlasıyla almakta, sözleşmeli, ücretli, vekil öğretmenlik gibi farklı statülerde, düşük ücretle ve güvencesiz olarak çalıştırılmaya mecbur edilmektedir. Performansa dayalı çalıştırılma, öğretmen üzerindeki denetimin artırılması, ders ücretlerinin artırılarak maaşların küçültülmesi gibi uygulamalar hızla hayata geçmekte, kadrolu öğretmenlerin alımı azaltılarak, sözleşmeli öğretmen alımına ağırlık verilmektedir.
Bilindiği gibi öğretmenlerin istihdam alanının genişletilmesi adı altında düşük ücretli, iş güvencesinden yoksun olarak çalıştırılması MEB'in çıkardığı 13 Şubat 2003 tarihli genelge ile başlamış ve bugün gelinen noktada sözleşmeli, ücretli öğretmen sayısı 100 bine dayanmıştır. Üniversitelerin eğitim fakültelerinden mezun olarak öğretmen olmaya hak kazanan 120 bin öğretmen adayının, her yıl birbiriyle yarıştırıldığı ve rekabete götüren KPSS aldatmacasıyla sözleşmeli, ücretli öğretmen olarak çalıştırılması bir başka deyişle işsizliğe mahkûm edilmesidir. Ülkemizde bugün için öğretmen açığı 165 bin civarındadır. MEB bu açığı kapatmamakta ısrar etmekte ve bu doğrultuda öğretmen açığının olmadığı yönündeki açıklamalarının da asılsız olduğu bilinmektedir. MEB bir başka açıklamasında "öğretmen açığı var ama hiçbir ders boş geçmiyor" demekte ve boş geçen dersleri düşük ücretli ve güvencesiz çalıştırılan öğretmenlerle doldurulduğunu itiraf etmektedir. Derslerin boş geçmemesini sağlayan ücretli öğretmenlere ise devletin reva gördüğü maaş asgari ücretin altında ortalama 300-400 YTL civarındadır. Tabi bu kadar düşük ücretle çalıştırılan öğretmenlerin asgari düzeyde yaşamsal gereksinimlerini karşılaması mümkün olmadığı gibi ne kadar verimli olacağı da ortadadır.
Ücretli, sözleşmeli öğretmenler çoğunlukla öğretmen eksiğinin çok olduğu yoksul, gecekondu bölgelerindeki okullarda görevlendirilmektedir. İlginçtir ki! merkezi daha doğrusu velilerinin sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan okullarda ise öğretmen eksiği bulunmamaktadır. Yani öğretmenler yerleştirilirken bile öğrencilerin ailelerinin gelir ve statüleri dikkate alınmakta, MEB merkezi ve gelir düzeyi yüksek olan okullara sözleşmeli, ücretli öğretmen göndermekten sakınmaktadır. Bu durum devletin yoksul mahallerdeki çocukların eğitimini ne kadar önemsediğini, her fırsatta Şırnak'taki okullarla İstanbul'daki okulları aynı seviyeye getirileceği palavrasını atarken eğitimdeki sınıfsal eşitsizliği nasıl pekiştirdiğini göstermektedir.
Okullardaki öğretmen yapısına baktığımızda karşımıza kadrolu, sözleşmeli, ücretli, vekil gibi çeşit çeşit öğretmen çıkmaktadır. Bu çeşitlilik öğretmenlerin niteliklerine, aldıkları eğitimlere, liyakata göre yapılan bir ayrım ya da farklılık değildir. Bu farklılık öğretmenler arasındaki ücret ve özlük hakları bakımındandır. Bakan Çelik'in her fırsatta söylediği sözleşmeli öğretmenlerle kadrolu öğretmenlerin eşit şartlarda çalıştığı ise koca bir yalandır. Alınan eğitim, yapılan iş arasında hiçbir fark yoktur ama alınan ücret ve özlük hakları arasında büyük farklar bulunmaktadır. Devlet son yıllarda sözleşmeli öğretmenlerin maaşlarında belirgin biçimde artış yaparak, hem tepkiyi azaltmayı hem de mezuniyet sonrası öğretmen adaylarını sözleşmeli çalışmaya teşvik etmeyi hedeflemektedir.
Devletin son yıllardaki aldatıcı atağına rağmen sözleşmeli, ücretli öğretmenlerin çalışma koşulları oldukça sıkıntılıdır. Son dönemde Bursa ve Tokat'ta gelecek kaygısını yaşayan iki sözleşmeli öğretmenin intihar etmesi bile sürecin öğretmen adayları için nasıl dayanılmaz bir noktaya getirildiğinin göstergesidir. Sözleşmeli, ücretli öğretmenlerin her an işten çıkarılma korkusu olduğu gibi milli eğitim müdürleri, okula gelen müfettişler, hatta veliler tarafından "bakın siz sözleşmelisiniz" diye başlayan sözlerle tehdit edildikleri de bilinmektedir. Okul idareleri pek çok zaman sözleşmeli öğretmenleri fazladan çalıştırmakta sakınca görmemekte, "sen yapmazsan bu işi yapacak binlerce insan var" tehdidiyle öğretmenleri zor durumda bırakarak, sürekli gelecek kaygısı yaşatılmaktadır. Bu da yetmezmiş gibi sözleşmelerin tek taraflı fesh edilebileceği söylenerek, iş güvenceleri okul müdürünün iki dudağı arasından çıkacak söze bağlanmaktadır. Milli eğitim müdürleri, okul müdürleri hatta bakanlık çalışanları dahi sözleşmeli öğretmenlerin özlük hakları ile ilgili bir bilgiye sahip değillerdir, her ilde ve her okulda farklı uygulamalar söz konusudur ve bu nedenle hakları olan konularda dahi bilgi eksikliğinden kaynaklı akla gelmedik sorunlarla ve belirsizliklerle karşı karşıya kalmaktadır. MEB tarafından adeta üvey evlat olarak görülmekte, okullarda ikinci sınıf öğretmen muamelesi ile karşı karşıya kalarak, okula kadrolu öğretmenin gelmesiyle her an işsiz kalma korkusu yaşamaktadırlar. İdareciler ve kadrolu öğretmenler tarafından beceremedikleri için kadrolu olamadıklarını düşünülmekte, yetersiz ve okulda düzen bozucu olarak görülüp, veliler ve öğrenciler tarafından sınıflara girmesi istenmeyerek rencide edilmektedir. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin var olan bu durum karşısında okulu ve öğrencileri benimseyememekte, yalnızlaşarak, diğer öğretmenlerle öğrencisiyle kaynaşmayan, mutsuz, mesleğin hazzını yaşayamayan, sadece öğretim işini yapıp giden bireyler konumuna gelmektedir. Bunların yanında eğitimin ana çatısını oluşturan öğretmenlerin farklı statülere ayrılması hem eğitimin niteliğini düşürmekte hem de eğitimde sürekliliğin sağlanamamasına neden olmaktadır. Bu durumdan veliler de, öğrenciler de mağdur ve rahatsız olmaktadır.
Diğer yandan sözleşmeli öğretmenlerin özlük haklarında da ciddi hak gaspları bulunmaktadır. Sözleşmeli öğretmenler iş güvencesi, gelecek güvencesi olmadan "hizmet sözleşmesi" dayatılarak çalıştırılmakta, memur olarak kabul edilmediği gibi işçi de sayılmayan kamu görevlileri olarak istihdam edilmektedirler. Tayin hakkı yoktur, eş, çocuk, doğum yardımları alamazlar, maaşları her ilde farklılık göstermektedir, Sözleşmelerinde maaşlarının her ayın 15 inde alacakları yazılmasına rağmen, maaşlar genellikle 23-24'ünde almaktadırlar. Kadrolu öğretmenler mesleğe başlar başlamaz sağlık hizmetinden yararlanırken, sözleşmeli öğretmenler SSK'ya tabidir ve 90 gün prim şartı tamamlanmadan hiçbir şekilde sağlık hizmetinden faydalanamamaktadır. Bu nedenle 2004 yılında sigortası başlatılmadığı için hastaneye gidemeyen sözleşmeli bir öğretmenin hayatını kaybetmesi hafızamızda hala tazedir.
İşin bir başka yönü de pek çok sendikalı öğretmen tarafından sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmeli çalışmayı meşrulaştırdığı düşünülerek, "grev kırıcı işçi" gibi değerlendirip bu öğretmenlere tavır alınmasıdır. Öğretmenler arasında parçalanmışlık yaratan bu sistem sayesinde kadrolu öğretmen olmak ücretli öğretmen için ulaşılmaz olmakta, ücretliler sözleşmelilere, sözleşmeliler kadrolulara öykünerek bakmakta ve bir an önce kadroya geçmek için uğraşmak tek gündem olmaktadır.
Böylece amaçlanan olmuş, her öğretmen grubu kendi sorunlarıyla boğuşmaktan, birbirlerinin çalışma koşulları, sorunları, sıkıntıları hakkında hiçbir şey göremez olmuşlardır. Yani kadrolu bir öğretmen sözleşmeli, ücretli öğretmenlerin sorunları hakkında hiçbir şey bilmemekte böylece öğretmenler arasında büyük bir bölünmüşlük yaşanarak, ortak talepler etrafında bir araya gelmek, birlikte hareket ederek, sorunlarına sahip çıkmak engellenmiş olmaktadır. Tüm bunlara rağmen, yaşanan bu sorunları aşmanın ve bu koşullarda çalışmaya mecbur kalmamanın yolunun ortak bir örgüt mücadele olduğu ortadadır.
ÖĞRETMENLİK TEK ÇATI ALTINDA TOPLANSIN
REKABET BÖLER EYLEM BİRLEŞTİRİR
ir para kazanabilirim ama ben isterim ki günlük 20 ytl de olsa kendi insanıma birşeyler vereyim.hepinizi öpüyor ve allaha emanet ediyorum
Amelelik yapın; ama "ücretli kölelik" yapmayın. Kutsal mesleği ayaklar altına almayın...
Öğretmenlik kutsal bir meslek.....Sadece diploma ile olan bir iş değil, ama ne yazık ki ne diploma ne mesleğinmi severek yapmak memlekette işe yaramıyor.... Çoook yazılır ve konuşulu, fakat değişen bir şey olmaz.....
Yapılan haksızlıkların ben de farkındayım fakat işsizliğin arttığı,işin bulunmadığı şu dönemde mecbur bırakılıyoruz çalışmaya.Durumu iyi olanlar çalışmasın tabi ki ama benim gb 35 yaşına gelmiş ve atanamamış biri yapmak zorunda kalıyor.Birde ben şunu gördüm ki ücretli öğretmenin yetiştirdiği öğrenciler,kadrolununkine 10 basar.Kadrolular nasılsa versemde vermesemde,öğrenci öğrensede öğrenmede de bana ne,nasılsa maaşımı alıyorum deyip yan gelip yatıyorlar.Ben 1 dönem öğretmenler odasında sigara içip vakit geçirenleri de gördüm.Allah hepimize sabır ve kolaylık versin....
ben bu sene başladım öğretmenliğe gerçekten çok zor. kadrolu öğretmenler bir yük çeker iken ücretli öğretmenler 4 kat daha fazla yük çekiyor yani hem öğrencilerin yükünü hem diğer öğretmenler arasında ikinci sınıf öğretmen muamelesi görme yükünü hem gülünç miktarda maaş alma yükünü hemde kadro olmadığından dolayıda heran çıkışınızın verilme korkusu yükünü toplu bir şekilde çekiyoruz. yani ücretli öğretmenlerin psikolojik sıkıntıya düşmemesinin önünde hiçbir engel yok belkide aldığımız parayıda psikologlara tedavi ücreti olarak veriyoruz... Ne kadar gülünç :)
aldığım 450-500 ytl.ile kredimi borcumu ödüyor,yol yemek paramı karşılıyorum.27 yaşındayım ailemle yaşıyorum ve hergün onların bunca yıl boşama mı okudun demelerinden sıkıldım.bir kitap alırken bile düşünüyorum lüks mü acaba diye.
gitmediğim poliklinik kalmadı.hiçbirşeyin yok diyorlar.ama benim hergün farklı bir yerim ağrıyor yani ağrılar üretiyor beynim...
nefes alamıyorum sevgili ülkem.hiçbir beklentim kalmadı senden.sen diri diri gömersen gençlerini gelecek nesil bekleme.
beyninde tümörle büyüyen bir neslin sana ne faydası dokunur.düşmanlarını sen yaratmıyor musun?
senin adrolu eğitimcilerin değil mi en büyük yolsuzlukları yapan.yolsuzlukları azaltmak içinse ücretli ya da sözleşmeli öğretmen politikan.senden ricam başka bir yol denemen.
zoruna gıdıyorsa cvp. verme bızımde her lisans mezunu gıbı bu konularda bıldı sahıbı ve basburma yetkısı var arkadaslar...
bu nedir,nasıl bir anlayıştır yahu?bir okula,hem de izmirin en merkez okullarından birine 3 ücretli edebiyat öğretmeni al,köle gibi çalıştır bunları,atanmasınlar aman ha.bunlardan biri ben değilim,ben de başka bir okulda ücretli türkçe öğretmeniyim.aman ne gurur.versinler köy okuluna,ha özellikle belirtiyorum.e tek türkçe öğretmeni sensin,hele de okulun türkçe öğretmenisin.kulüp çalışması yapacaksın,belirli gün hafta programları hazırlayacaksın,üstüne bir de nöbetçi olacaksın,e sonuç.alacaksın değil mi nöbet,kulüp bilmem ne ek ders ücretini.soğuklarda çıktın bahçeye nöbetçi kahraman oldun.verirler mi dersin en azından nöbet günü 1 ders ücreti.kulüp çalışması için de 1 ders ücreti.diyeceksiniz çözüm bu mu?tabiki hayır.ama şunu biliyorum:bu kavram sonsuzluğa uzanacak gün geçtikçe.'ücretli öğretmen'e o zaman ne olacak,düzelteceksiniz kardeşim giriştiğiniz işin temelini,sağlamlaştıracaksınız.kimsenin anası babası size köle yetiştirmedi.seneye atanırsın olur biter dersiniz belki.çok çalış,git dershaneye dök oraya da aldığın milyar ders ücretini.ya arkamdan gelenler ne olacak?onların hakkı.kadeşlerim de geliyor arkamdan,bir tarih öğretmeni ve bir beden eğitimi öğretmeni.bile bile köleliğe.kurban mı edeceğim onları,kime,neyin uğruna?aman sen mi kurtaracaksın dünyayı,ücretlileri.kimse kusura bakmasın duyarsız olamıyorum ben.hele kadrosunu alıp da dalga geçer gibi öğretmenlik yapanları görünce daha da duyarlı oluyorum nedense.Allah onlardan biri etmesin beni, tabi görürsem o günleri.
şu var değil mi kafanızda,hey oradakiler,daha ne mesleğini yapıyosun,yaşın da küçük dur bakalım,hevesin de var,zamanın da var daha atanmaya,ne istiyosun.bak sana seneye görev vermeyiz atanamazsan,ayağını denk al değil mi?sadece ve sadece çalışacak,yeri gelecek faranjit olacak,uykusuz kalacak,eşinle ailenle ilgilenemeyecek,aldığın milyarları harcaya harcaya bitiremeyeceksin.daha ne ha daha ne.söz hakkı mı,a,sen okulda söz sahibi ha.güldürme beni be,sen de hadi ordan,ücretli köle,kim dedi sana gel de başvur diye.hem şu var,sen bıraktın diye ağıt mı yakacağız,senden çok var(rober hatemo'dan çal bakalım)allahım delirdim sanırım.a bir de şu var,sizi kim dikkate alacak,hem bizim mekanizmamız süper işliyor,görev alabilmek için de kapımızdan ayrılmadın,şimdi ne diyosun.sakın bir de birleşeceğiz isyan edeceğiz,hakkımızı arayacağız,imza toplayacağız dersiniz,kahhakahalarla aha böyle hah hah hah güleriz size.nokta.
şimdi ben biraz vicdanı olan arkadaşlara sesleniyorum işletme mezunlarının ücretli öğretmen olabilmeleri içi ne gerekiyor açıklarsanız çok memnun olurum
(Kimi bölümler argo kelimeler içerdği için site yönetimi tarafından .............. ile değiştirilmiştir.)
"ergene karı boşaması kolay gelirmiş" derler.. güzel de koymuş tuzu kuru olup da yan gelip yattıkları haftasonlarında internet karşısında kahvelerini içerken egolarını tatmin çabasıyla buraya saçmalayanlara.
Evet.. kendilerine gelinceye kadar... onlardan çok daha iyilerin yerlerini işgal eden herkesten eşit şekilde nefret ediyorum.. özellikle bunu ukalalıklarına dayanak yapanlardan.
Öncelikle geç cevap verdiğimiz için özür dileriz. İlk defa karşılaşılan bir sorun olması ve bu konuda yanlış bir cevap vermek istemediğimiz için cevabın geciktiğini söylemeliyiz. Ancak yine de tatmin edici net bir cevabımız yok.
Farklı İl Milli Eğitim Müdürlükleri ile yaptığımız görüşmelerde, Ücretli Öğretmen başvurularının 657'ye göre değerlendirildiği söylenmiştir. Ücretli öğretmenlerin 657'ye tabi çalışmamalarına rağmen, buradaki koşullara göre hareket edildiği ve buradaki şartların belirleyici olduğu söylenmektedir.657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48. maddesinin genel şartlar bölümünde de, memur olabilmenin ilk koşulu olarak TC Vatandaşı olmak zorunluluğu yer almaktadır. Dolayısıyla, 657'nin dikkate alınması durumunda ücretli öğretmenlik yapamazsın.
Ancak, İl Milli Eğitim Müdürlükleri başvuru yapılması halinde, başvurunun değerlendirilebileceğini, Milli Eğitim Müdürlükleri'nin bu konuda inisiyatif kullanabileceklerini söylemektedirler.
EED
bence halinize şükredin onu bulamayanlarda var...gereksiz bölümler okumasaydınız böyle yakınmasaydınız onu veren devlet almasınıda bilir elbet çoğuda bi kadrolu bulup yerine yerleşmeye çalışıyo ayıp ya asıl bizim kanımızı emenler sizlersiniz
gül35'e cevap:
gül hanım senin gereksiz bölümdediğin tarih bölümü mü? ben bubölümü bitirdim.Yükseklisans da yaptım.ama ücretli öğretmenlik yapıyorum. asıl kan emici sen ve senın gibi düşünenlerdir. Asıl gereksiz olan da senin gibi düşünenlerdir. bu ülkedeki eğitim sistemini kim begeniyorsa ya bir yerde daYISI vardır yada kafayı yemiştir. aklınızı başınıza toplayın. üds kpss düzenine lanet olsun.....
Ücretli öğretmenlerin sigortalarının 30 gün üzerinden yatırılması sözkonu değil.
SEDA SAYANDAN YEMEKTEYİZE KADAR TÜM PROGRAMLARI ANNEMLE İZLER OLDUK:)))DİPLOMALI EV ERKEĞİ DE ÇOK HAMARAT OLUYOR VALLA:)
lütfen bu konuda bilgi alış verişi yapalım.saygılar
Bilginize...
bundan yıllar sonra ülkem ne hale gelecek acaba!!!
ALINAN DERS BAŞI ÜCRETİ SSK KESİNTİSİ HARİÇ OLARAK "NET" RAKAMI = ?
YADA
SSK KESİNTİSİ YAPILMADAN BRÜT DERS BAŞI RAKAM = ?
söyleyebilirse sevinirim.
Ön lisans Bilgisayar bölümü mezunuyum, KPSS'ye girip 4-B bendine göre sözleşmeli öğretmenliğine başvuruda bulunabilir miyim?
TEşekkürler
120x5.87= 704.4
704 45=749
okulu ben boyuyorum
sobayı ben kuruyorum
üstelik
gitmediğim gün için diğer öğretmenlerin servis ücretine ortak oluyorum.
durumun vehametinin farkındayım
bir bayan olarak ancak bu kadarına yetebiliyorum.
bir fikriniz varsa lütfen söyleyin bekliyorum
ağrıdan selam olsun ücretli tayfasına
14ekimde göreve başladım ama milli eğitime giden göreve başlama yazım bana söylenene göre bir şekilde kaybolmuş ve başlama tarihim 6kasım olarak yazılmış.derse girdiğim 87 saat yok sayılıyor yani...okul müdürü konuyu şube müdürüyle konuştu ve ve şube müdürünün verdiği cevap şu: geçmiş tarih için birşey yapılamaz eğer şikayet ederse de görevine son veririm ve bir daha burda ücretli öğretmen olarak atanamaz:S:S:S
daha sonra ilçe milli eğitime gidip şube müdürüyle kendim görüştüm.ücretini wericez tarzı bi cevap verdi...fakat bu tarz olaylar ben göreve başlamadan önce de yaşanmış ve bundan sonra da yaşanması muhtemel...ben sonucu ne olursa olsun olayın bu şekilde tehditlerle üstünün örtülmesini istemiyorum.görewe başlama yazımı ve girişin 6 sında yapıldığını gösteren belgeyi müdürden aldım.şimdi ne yapmam lazım?bilenler yardımcı olursa sewinirim..
Öncelikle yaşanan sorunlar karşısında yılmayacağını belirtmen, yapılması gereken en önemli şeyi yapmakta olduğunun kanıtıdır.
Soruna gelince; madem göreve başlama yazın elinde, şu ana kadar girmiş olduğun dersler için sınıf defterini de imzalamış olduğuna göre, hem göreve başlama yazını, hem de sınıf defteri fotokopilerini(Buna benzer imzalamış olduğun varsa başka yazı ve belgeleri de) ekleyeceğin bir dilekçe ile sözkonusu tarihler arasında hak etmiş olduğun ek ders ücretlerini okul müdürlüğünden talep etmelisin. Bu dilekçene istinaden ek ders ücretini ödemek zorundalar.
Ancak aksi bir durum geliştiğinde bizlere yine ulaşabilirsin.
şube müdürü kendinde nasıl bir hak görüyürda bunu söyleyebiliyor yada görevime son verirken neyi gerekce göstericek benim asıl takıldığım nokta bu..
şu an ise milli eğitim bakanlığına ve il milli eğitime durumu anlatan birer dilekçe yazdım.pazartesi günü il milli eğitime kendim teslim edicem ve bakanlığa da faxlıcam..
umarım bir sonuç alabilirim.
Ekonomik, çalışma koşulları, sosyal imkanlar, örgütlenme hakkı... ile yoğrulmuş ve bugün kendini yenileyen ülke içinde yeni politikalarla ilerlemeliyiz. Derdimizi herkese anlatmalıyız ve bu doğrultuda insanların yanımızda olmasını sağlamalıyız ki haklarımızı kazanabilelim.
Sevgiler.
GEÇEN YIL ATANDIM. DERS İŞLEYEMİYORUM. PSİKOLOJİM BOZUK. YIPRANMIŞIM. ÖĞRENİM KRDİSİNİ DE ÖDEYEMEDİM.
ÇOCUKLARA OKUMAYIN DİYORUM YAZIK OLDU BU ÜLKENİN İNSANLARINA ÖĞRETMENLERİNE.
ben konuyu birazdaha farklı bir yöne cekmek istiyorum. bun durum nışamlımın evde aşırı zaman harcayarak sınav okuma stresine girmesinden sonra akılıma geldi şimdi üçreli yada değil öğretmenler sınav kağıtlarını evde okumak zorundamı? konu bu ;
okumak zorunda iseler bu bu evde okudukalrı her sınav kağıdı içinde üçret almaları gerekmezmi mesai saatleri içerisinde sınav okunabilecek zamanı öğretmenlerimize ayırmak zorunda diğillermi. öğretmenlerden başka hangi devlet memuru eve iş götür varmıdır başka örneği? örneğin nüfüs müdürlüğünde çalışanm bir memur evinde de ikametgah veriyormu; yada savcı evinde de yargılama yapıyormu yarına yetişsin diye,bu nasıl bir saçmalıktır. ya okullarda öğretmenlerin mesai saylarının bir kısmı sınav okuma vb durumlar için ayrılmalı,yada okunan yada okul için harçanan her zamanın bedeli ödenmelidir.
saygılarımla
ne mezunu diye sordu ben de iki yıllık dedım olur dedı.Şaşırdım dogrusu iki yıllıklarda yapabiliyor demekki
6 YIL OKUDUM. ÖĞRENİM BORÇUM FAİZLİ İCRALIK.ŞİMDİ MİTİNGTE OLUP HAYKIRMAK İSTERDİM.MAĞDUR ROLU UYNAMIYORUZ BİZLER GERÇEKTEN MAĞDURUZ.SADECE ÖĞRETMEN OLMAK HAYATA TUTUNMAK İSTEDİM. ŞİMDİ İNTİHARI DÜŞÜNÜYORUM....
Ben Gaziantep Üniversitesi Türk müziği konservatuar 2006 yılı mezunuyum. Formasyon belgem yok. KPSS10 puan türünde 75 ve üzeri puan almam durumunda atanma şartlarım (Müzik öğretmenliği bölümü mezunları ve formasyon belgesine sahip adaylara göre atama öncelği durumum) hakkında bilgi almak istiyorum. Benim durumuma benzer 75 puan üzeri alıp da atanan öğretmen adayları var mıdır? Gereğini saygılarımla arz ederim.
Ben Gaziantep Üniversitesi Türk müziği konservatuar 2006 yılı mezunuyum. Formasyon belgem yok. KPSS10 puan türünde 75 ve üzeri puan almam durumunda atanma şartlarım (Müzik öğretmenliği bölümü mezunları ve formasyon belgesine sahip adaylara göre atama öncelği durumum) hakkında bilgi almak istiyorum. Benim durumuma benzer 75 puan üzeri alıp da atanan öğretmen adayları var mıdır? Gereğini saygılarımla arz ederim.
Rumuzum üzgün anne çünkü gerçekten üzgün bir anneyim ben :( Dünya tatlısı başarılı bir evladım var ve ben 4 yıldır ücretli öğretmenlik yapıyorum,kendimden küçük kadrolu öğretmenlerle çalışmak ağır geliyor bundan daha ağırı ise bu kadar adaletsiz bir ülkede yaşamak ! Formasyon alamadım ve kpds de ise hep sınırda kalıyorum , sözleşmeli öğretmenlik için neler yapmamız gerektiğini açıklarsanız sevinirim...
Siz olsanız ne yapardınız? Trajikomik mi acaba? Salakça mı, nedir sizce? İnsanlar ücretli öğretmenliği son çare olarak yapmıyor olsalar yapılacak şey değil. Ben artık polis filan olayım diyorum, bıktım her şeyden, zevk alamaz oldum hiçbir şeyden. Ne aldığım paraya sevinebiliyorum, ne de geleceğim için kaygılanabiliyorum. Zombi gibi bişey oldum. Allah herkese kolaylık versin bu hayatta...
Olaylari gormezden gelenler icin soyluyorum.uzaktan bakmayin,fazla degil; kisa sure sonra,bu gidisle sizede sira gelecek.
bize 842.4 tl. kadroya geçince 1.600tl.
işilerini çok iyi bilşiyorlar...
Yorum Ekle