KAPAT

Parolamı unuttum »

KAPAT

(En az 4 karakter)

(Üyelik onayı bu adrese gönderilecektir.)


(En az 6 karakter)

Metni Büyüt Metni Küçült
11 Şubat 2008

Kolektif İşçi Bilinci

Biz o büyük kolektif emeğin birer parçasıyız. Ya hep birlikte kazanacağız geleceği, yada hiç bir zaman.
Eğitim alanı ciddi bir yapısal dönüşümün içerisinde. Eğitimin içeriği, biçimi, eğitim kurumlarının yapısı her geçen gün ve hızla değişiyor. Bu değişim süreci eğitim emekçilerinin bilindik-geleneksel yapısı ve konumunda da değişimlere yol açtığı gibi bilinci, eylemi ve örgütlenmesinde de köklü değişimleri beraberinde getiriyor. Eğitim alanında yaşanan dönüşüm sürecini anlamak için, eğitim alanının da bir parçası olduğu kapitalist üretim sürecinde yaşanan değişiklikleri kavramak gerekmektedir.

Bilim ve teknolojideki ilerlemeyle birlikte kapitalist üretim, yeni yeni üretim dallarını ortaya çıkartmakta ve önceki üretim dallarının alt ve yan sektör oluşumlarıyla genişlemesiyle birlikte çok daha genişleyen bir temele oturmaktadır. Bu temel aynı zamanda eski ve yeni her bir üretim dalı arasındaki iş bölümünü de daha karmaşık ve birbirine daha bağımlı bir hale sokmaktadır. Kapitalist üretimdeki genişleme, üretim dallarının çoğalıp dal budak salmaları ve aralarındaki ilişkinin yoğunlaşmasıyla birlikte artan, genişleyen, daha karmaşık ve iç içe bir nitelik kazanan işbölümü koşulları emeği daha çok toplumsal emek; üretimi daha çok toplumsal üretim haline getirmektedir.

Bu süreç aynı zamanda daha önceki vasıflı emek türlerini vasıfsız yada az vasıflı emek düzeyine iterken; yeni ve daha üst vasıflı emek türlerini ortaya çıkarıyor. Bu, aynı zamanda kapitalist üretim ve sermaye egemenliğinin çok daha büyük ve geniş ölçeklere ulaşmasıyla birlikte her türlü bireysel emeği, mühendisin, mimarın, avukatın, doktorun, öğretmenin, sanatçının, yazarın emeğini, ücretli emek konumuna indiriyor.

Geleneksel eğitimde öğretmenin emeğini vasıflı kılan öğrencilere bilgi aktaran olmaktan daha çok sosyal iletişim ve pedogoji gibi beceriler, bilginin üretim ve yeniden üretimi gibi rollerken ve bu öğretmene eğitim alanında öznel bir inisiyatif bırakırken günümüz eğitim sisteminde öğretmenler vasıfsızlaştırma dalgasıyla birlikte standart, metalaşmış hazır bilgi-eğitim paketlerinin vasıfsız aktarıcısı ya da pazarlayıcısı haline getiriliyor. Yani öğretmenler sanayinin gereksindiği nitelikli emek gücünü yetiştirmek, ara eleman ihtiyacını karşılamak, Ar-Ge hizmetleri ve projelerle kapitalist üretim sürecine etkin katılımını sağlamak, burjuva ideolojik hegemonyayı güçlendirmek ve bunu yeniden üretecek neferlerin yetiştirilmesi gibi bir dizi işlevi yerine getiren ücretli emekçi olarak konumlandırılıyor.

Bu, okulları metalaşmış bilgi ve eğitim satan ticarethanelere, metalaşmış emek gücü üreten fabrikalara çevirirken eğitimcileri de kapitalist şirketlere emek gücü üreten ve pazarlayan üretim bantındaki işçiler haline getiriyor.

Öğretmenlerin geçmiş vasıflarını yitirmeleri ve bununla birlikte kaybettikleri eğitim üzerindeki öznel-bireysel inisiyatifleri; sınıf mücadeleleri ve sosyalizmin basıncıyla kazanılmış haklarının gaspı; kapitalizmin eğitim anarşisi içinde yetişen on binlerce iş gücü fazlasının çalışma hayatını zorlaştırıcı basınç ve yarattığı rekabet öğretmenleri yoksullaştırıp çalışma koşullarını ağırlaştırırken dirençlerini de kırmakta. Öğretmenlerin vasıfsızlaştırmaya ve eğitim üzerindeki bireysel inisiyatiflerinin ellerinden alınmasına karşı, kaybedilen hakların geri kazanımını da içeren karşı bir direnç geliştirmeleri önemli ve zorunludur ama yeterli de değildir. Mesele öğretmeni yok ve yük sayan ücretli köleliğin yerle bir edilmesidir. Eğitim emekçilerinin her kesiminin ve kategorisinin içerisindeki, giderek daha da artan sayıda düzensiz ve güvencesiz eğitim emekçileriyle kamuda çalışan eğitim emekçilerinin birleşik mücadelesininin tek potada birleştirecek bir örgütlenmeyle birlikte esas ve asıl olarak bunu sağlayacak olan kolektif eğitim emekçisi bilincinin geliştirilmesidir.

Ancak bu da yetmez!
Bilindik okul yapısı sürekli mesleki eğitim ve sertifika programlarıyla birlikte, sektörler için açılan liseler, MYO ve meslek liselerini bir araya getiren METEB’ler, teknokentler vb. hızla değişiyor. Eğitimin belirli bir yaş aralığına ve belirli kalıplara göre belirlendiği dünkü yapı yavaş yavaş sermayenin şu ya da bu bölgedeki, şu ya da bu düzeydeki ihtiyaçlarını hızla karşılamaya yönelik bir esnekleşme arz ediyor. Bugün kısmen üniversiteler ama özellikle meslek liseleri yalnızca nitelikli işgücünün sağlandığı yerler olarak değil, aynı zamanda kafa ya da kol emeğinin üzerine kurulu esnek üretim organizasyonlarının yapıldığı “sanayi kolları” olarak da yeniden yapılandırılıyor. Özellikle mesleki eğitimde, üretimin okullara, okulların da üretim havzalarına doğru kaydırılması yönünde bir eğilim varken, işyeri disiplini de farklı biçimlerde okulların içine taşınıyor. Örneğin mesek liseleri daha şimdiden birer KOBi olmuşken meslek liselerinde çalışan öğretenlerde ustabaşı konumuna gelmiştir. Üniversitler KOSGEB’ler ve TEKNOKENT’lerde çalışan öğretim üyeleri ve özellikle yüksek lisans öğrencilerinin sanayiye Ar-Ge hizmeti üreten bilgi ve teknoloji üretme çiftlikeri olarak yeniden yapılanıyor. Bu, eğitim emekçilerinin sadece toplumsal emek gücü yetiştirilmesindeki kilit rolleriyle toplumsal-maddi üretkenliğe dolaylı bir katkı yapmakla kalmadığı, eğitim ile üretimin dolaysızca iç içe geçmeye başlamasıyla eğitim işçileriyle sanayi işçilerinin de daha fazla bütünleşme doğrultusunda ilerlediğini göstermektedir. Bu durumda eğitim süreci de, eğitim emekçilerinin ötesinde çok daha geniş ve kolektif bir emek ve emekçi bileşimini zorunlu kılmaktadır. Eğitim süreci artık sıralar, defterler, kitaplar, kara tahta ve tebeşirden çımakta, bilgisayar ve dijital teknolojiler de eğitim sürecine yoğun biçimde (ve onu yapısal bir dönüşüme uğratacak bir biçimde) girmekte, çok sayıda farklı sektörden eğitim araçlarını ve ürünlerini üreten işçilerin yanı sıra, çok farklı uzmanlık alanından vasıflı emekçiler de eğitim sürecine dahil olmaktadır.

Teori ile pratiğin, bilgi ile üretimin, eğitim ile uygulamanın arasındaki duvarlar kalktıkça bizler sadece çok parçalı ve dağınık eğitim ekçilerinin birleşik mücadelesinin değil, eğitim emekçilerinin bir bütün olarak işçi sınıfının diğer kesimleriyle birleşik mücadelesinin de yolunu döşemek görevini bilince çıkarmalı ve önümüze hedef olarak koymalıyız.

Ancak üretim, emek ve bilginin ileri entegre toplumsallaşmasına karşılık, bunların mülk edinişin özel biçimine, kar ve meta ilişkilerinin cenderesine sıkıştırmak onun özsel çelişkisidir. Eğitim ve bilginin (yaşamın her alanının ve bir bütün olarak toplumsal yeniden üretimin de zorunlu ve organik bir bileşeni haline gelerek) ileri ve karmaşık biçimlerde toplumsallaştığı (ve her düzeyde katılımcılığı zorunlu kıldığı) yerde, onları sermaye ve meta ilişkilerine hapsetmek de bu özsel çelişkinin eğitim ve bilgi alanındaki bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da eğitim işçileri, eğitim malzemelerini üreten işçiler, yine önemli bir bölümü proleterleşme sürecinde veya bizzat işçilik yapan öğrenciler, eğitim emekçisi ve öğrenci aileleriyle birlikte birleşik mücadelenin örülmesi ve bu mücadelenin kapitalizme karşı sosyalizm ufkuyla yürütülmesini zorunlu kılar.

Hepimizin emeğidir, toplam emeğimizdir, kolektif emeğimizdir bu dünyayı döndüren, ayakta tutan, yaşatan… Başka bir şey değil! Biz o büyük kolektif emeğin birer parçasıyız. Ya hep birlikte kazanacağız geleceği, yada hiç bir zaman.

Yorumlar

.... | 19 Şubat 2008 19:15
mrb.yazınızı okudum.aslında çokda değişen bişeylerin olmadığını gördüm.piyasada var olan marks terminolojisi ile dolu yüzlerce aynı sözler.düşleriniz bile aynı olmaya başlamış.klasik sol argümanlarla yaklaşan ama sürekli insanı rededen ve insanı sadece kontrol mekanizmasındaki bi güç olarak görme fikri aynı kalacak.çünkü değişen yaşamın bize katmasını düşündüğümüz ama bi türlü yaşayamadığımız yaşamaların solukların hisedilmesi gerekdiğini anlayamıyoruz.bgirgün bedenlerimizin çürümeye başladığını anladığımız an,özgür olduğumuzu anlayacaz.
burak | 29 Kasım 2009 12:54
guzel

Yorum Ekle