Eğitimin içeriği, öğretmenin rolü
Mesleğine ve öğrencilerine bağlı hiçbir öğretmenin ideali, neoliberalizmin, faşizm ve gericiliğin taşıyıcılığı olamaz!
Öğretmenin Onurunu Sermayeye Çiğnetmeyeceğiz!
Eğitim emekçileri (öğretmenler), bugün eğitim alanındaki neoliberal yeniden yapılandırmanın sonucu olarak önceki toplumsal konum ve statülerinin kaybına, artan yoksullaşmaya, kültürel gelişim imkanlarının ellerinden alınmasına, aralarında sürekli körüklenen rekabete, çaresizlik ve yalnızlığa, mesleki ve duygusal tükenmişliğe, onurlarının çiğnenmesine tepkiyle dolular. İster kadrolu, ister ücretli ve sözleşmeli olsun, ister dershanelerde çalışsın, öğretmenler için ana mücadele dinamiğini bu kayıplar ve bunlardan doğan sendikal talepler oluşturuyor.
Ancak hem eğitim emekçilerinin taleplerini kazanabilmeleri hem de sınıf hareketinin diğer işçi ve emekçilerle birleşik bütünlüklü ve etkin bir parçası olarak yer alabilmeleri, salt özlük hakları ve sendikal talepler için verilen mücadele ile sağlanamaz. Bu, yalnızca gitgide mesleki alana ve bunun üzerinden de hükümetlerle mücadeleye daralarak çözülen sendikal mücadelelerin gösterdiği bir sonuç da değildir. Asıl olarak işçi sınıfı ve emekçilerin her bölüğünün mücadelede ancak emeğin sermaye egemenliğinden kurtuluşu genel hedefi doğrultusunda hareket ederek kazanımlar elde edebileceği tarihsel gerçeğinden kaynaklanır. Aynı zamanda ise, eğitim emekçisinin özgül rolü, onun siyasal-toplumsal yaşamda her yönüyle sistem karşıtı bir politik eksenden hareket etmesini güncel olarak da zorunlu kılar.
İşte bu yüzden eğitim emekçisi, işçi sınıfı aydınlanmasının etkin bir parçası olarak eğitimin içeriğine karşı net bir tutum almalıdır. Eğitimin sınıflı toplumdaki hedefi, egemen sınıf ideolojisinin bilimsel ve evrensel bir kılıf altında, ideolojik yapı taşı olarak yeni kuşaklara taşınması ve özümletilmesidir: Bugünkü karşılığıyla, neoliberal eğitim felsefesi! Kapitalist üretim ve egemenlik ilişkiler sistemine emekçi çocuklarının birey olarak bağlandığı, rekabetin, birbirinin kemiklerine basarak yükselmenin eğitim süreci ve sonrasında “gelişme dinamiği” olarak tanımlandığı, hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin birbiriyle yarıştırıldığı, şiddetlendirilen rekabetin daha yüksek artıdeğer elde etmenin bir aracı olarak kullanıldığı bir eğitim! Bireysel çıkar ile toplumsal çıkarın karşıtlaştırıldığı, toplumsal ilişkilerin bireysel çıkarlar üzerine kurulmasına yönlendiren bir eğitim! Beceri kazandırma ve güncellemeden başka bir şey olmayan (CV’leri doldurmaya yarayan “yaşam boyu eğitim”in gerçek anlamı bu değil midir!) özelliklerin bireylerin toplumsal yaşam ve ilişkilerinin bütününe hakim kılındığı ve salt üretim alanında değil bir bütün olarak yaşam duruşu haline getirildiği bir eğitim! Hem bütününde, hem de her bir disiplininde, isterse en alt vasıflar söz konusu olsun, sermayenin ihtiyacı olan bir alanda uzmanlaşmış, üretim ve toplumsal süreçlerin bütününe ise yabancılaşmış, alıklaştırılmış parça insanlar yaratan, insanlığın kurtuluşunu ve yararını bireyin kurtuluş ve yararı ile özdeşleştirmekten uzak kuşaklar yetiştiren bir eğitim!
Eğitimde yerleşik faşist, dinci gerici anlayış ve kodlar, başka ulus ve halklara karşı düşmanlık ve aşağılamayı körüklenmesi, tarihin “böyle” yazılması, kadınların toplumsal rolünün erkeğe göre ikinci sınıf olarak tanımlanması, bu kuşakların egemen sınıf ideolojisinin tarihsel ve güncel çizgileriyle biçimlendirilmesinin temel taşı olarak kullanılıyor. Ezilen sınıfın, ezilen cinsin ve ezilen ulusun köleliği, eğitim yoluyla yeniden üretiliyor. İşçi, emekçi çocukları, gencecik beyinler, daha ilk günden bu forma doğru işlenen “çıktılar” olarak ele alınıyor!
Anaokulundan başlayarak her çocuk için rol model olan öğretmenin kapitalizmdeki fonksiyonu işte bu “çıktılar”ı yaratmaktır! Kapitalist sınıfsal hiyerarşinin eğitim alanına doğrudan taşınarak kast sistemine benzetilmesi, işçi çocuğuna işçi becerileri, burjuva çocuğuna “sahip/efendi” eğitimi servis edilmesi görevi, öğretmene verilmiştir! Yetkin ve üretken öğretmen emeği öğrencilerin bile farkettiği biçimde vasıfsızlaşırken, yaratılan faydalı sonucun meta olarak öğrencilere satılması, “Paran kadar eğitilirsin!”, neoliberal eğitim felsefesinin içiçe geçmiş, birbirini besleyen bileşenleridir. Bu hem öğretmene hem öğrenciye ve veliye düşman felsefenin, üstüne bir de öğretmen tarafından öğrenciye mutlak doğru olarak şırınga ettirilmekte; öğretmenler paralı eğitim tahsilatçıları olarak görevlendirilmektedir!
Mücadeleci, mesleğine ve öğrencilerine bağlı hiçbir öğretmenin ideali, neoliberalizmin, faşizm ve gericiliğin taşıyıcılığı olamaz! Bu, öğretmenlik mesleğinin tüm etik kodlarıyla birlikte çözülmesi, salt toplumsal statü kaybı da değil, öğretmenin sermaye tarafından düpedüz çiğnenen onurudur! Bir öğretmen, gerçek aydınlatıcı kimliğini ve rolünü ancak insanın maddi ve kültürel gelişiminin önündeki tüm engellerin parçalandığı sosyalizmde oynayabilir. O, bunu özlemeli, bunun için mücadele etmelidir. Sermaye egemenliğine karşı günlük savaşımını bu perspektifle yürütmeli; kendisinin de bir parçası olduğu emeğe dayalı değerleri, sınıfsal ve sosyalist bir sorumluluk ve ahlakı kuşanmalıdır.
Demokrasi ve özgürlük için mücadele! Bir sınıfın diğeri üzerindeki baskısına, bir ulusun başka bir ulus, bir cinsin başka bir cins üzerindeki baskı ve hakimiyetine karşı uzlaşmazlık! Neoliberal bireyler üreten, gerici, faşist, şoven eğitim felsefesine, içerik ve müfredatına, paralı eğitime karşı mücadele, öğrencilerin ve velilerin bu doğrultuda aydınlatılması ve kazanılması! Öğretmen, sahip olduğu rol model konumundan da yararlanarak sınıfsal-sosyalist aydınlanmanın, eğitim emekçilerinin içinde de kıyasıya yaşanan rekabete karşı toplumsallaşma, paylaşım ve dayanışmanın militanı olmalıdır!
Öğretmenler, sosyalist ideolojinin tam bir neoliberal bombardıman altındaki, marka vb. simgelerle ipnotize edilmiş öğrencilere ve kitlelere taşınmasında, kültürel alandan da beslenen toplumsal bir dönüşümün sağlanmasında özgün bir yere ve konuma sahiptirler. Yaratıcı bir gelişime açık ve üretken emeğin temsilcisi olarak öğretmenler, sınıfın ileri bilinçli bir parçası olarak mücadele içerisinde yer almalıdırlar. Gerçek anlamda sosyalizmde oynayabilecekleri rolü doğru kavramalı ve sınıf mücadelesinin temel bir unsuru olarak bugünden
değerlendirmelidirler.
Dünyada ve ülkemizde eğitim emekçileri hareketinin tarihi, bunun örnekleri ile doludur. Aytmatov‘un roman kahramanı, bulunduğu köyde sınıf mücadelesinin öncü bir savaşçısı olan, ağalara, kadınların ezilmesine karşı, minicik öğrencilerini de kazanarak çarpışan Sovyet öğretmeni Duyşen‘i kim unutabilir? Emile Zola‘nın Gerçek adlı romanında anlatılan, ortaçağ karanlığını sürdürmeye çalışan kilise okullarına karşı mücadeleye onyıllarını veren Fransız devriminin öğretmenlerini kim unutabilir? Ülkemizde TÖSTÖB-DER‘li, bulunduğu küçücük bir köyde bile gerici-faşist baskılara, sürgünlere karşı toplumsallaşmanın, antifaşist savaşımın önünü açan, bunun yükünü sızlanmadan çeken, ölümüne bedeller ödeyen öğretmenleri, onların hikayesini anlatan Güneşin Katli‘ni kim unutabilir?
Eğitim emekçileri, savaşımlarının bu yeni evresinde tarihsel mücadele geleneklerinin de bilinciyle insanın insan tarafından sömürüsünün, sınıfsal, ulusal, cinsel baskı ve zorbalığın her türüne ve bugün onun somutlaşmış ifadesi olarak neoliberal eğitim sistemine karşı işçi sınıfının toplumsal-kültürel-siyasal savaşımında yer almalı ve bir kez daha ileri çıkmalıdırlar!
Eğitim Emekçileri Kurultayı’nda tebliğ olarak sunulmuştur
Bu kategorideki diğer kayıtlarımız
Yorumlar
Yorum Ekle